REANKARNASYON 5. BÖLÜM “İçinizden oraya uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu Rabbimin üzerine kesinleşmiş bir hükümdür. Sonra biz sakınıp korunanları kurtaracağız. Zalimleri de orada dizleri üzerine çökmüş bırakacağız.” ( Meryem 71-72 )
“Biz o gün cehenneme “doldun mu?” diyeceğiz. O da : “ Daha fazla var mı?” diyecektir. Cennet de kötülükten sakınanlara yaklaştırılır. Zaten uzak değildir. Onlara denir ki: “İşte size vaat edilen bu cennet, Allah’a yönelen, O’nun emirlerine riayet eden , görmediği halde Rahman olan Allah’tan korkan ve O’na yönelen bir kalple gelenlere mahsustur. Şimdi selam ve selametle oraya girin. İşte sonsuzluk günü budur.” ( Kaf 30-31-32-33-34)
Sizce bu ayetlerden hangisi doğru? Aman! sakın yapmayın, bir an için düşünmeniz bile saçma olur. Tabi ki hepsi de doğru. Allah’ın ayetlerinde asla ve asla çelişki yoktur. İçinizden oraya uğramayacak hiç kimse yoktur diyorsa da doğrudur, kıyamet günü emirlerine riayet edenleri doğrudan cennetine sokacağını söylüyorsa da doğrudur. Aradaki çelişki ayetlerde değil olsa olsa bizim bakış açımızdadır. Tabi ister istemez insanın aklına şu soru takılıyor: İyi de kıyamette cennete sokulacak olan kullar ne zaman cehenneme uğrayacaklar? Onlara önce turistik bir gezi yaptıracaklarını hiç sanmıyorum. Gel de uzatma. Secde 21:
“Belki dönerler diye onlara o büyük azaptan ayrı olarak, o küçük azaptan da mutlaka tattıracağız.”
Nedir bu küçük azap? İki türlü yorumlayabiliriz. Zaten öylede yapmamız gerekiyor, çünkü biliyoruz ki “bu Kur’an iç içe geçmiş ikili anlamlar ifade eden ayetlerden oluşmuştur.” Birinci anlamı (zahiri ) bu küçük azabın bu dünyada bize tattırılmasıdır ki, bu, “ne ekersen onu biçersin, kılıçla öldüren kılıçla öldürülür, herkes ettiğini bulur.” Gibi atasözlerinin dünyadaki karşılığıdır. İkincisi (batıni )ve bizim daha çok ilgilendiğimiz anlamı ise bu küçük azabın aslında büyük azaptan önce küçük bir vizyonunun kıyametten önce öteki alemde tattırılmasıdır. İşin püf noktası da burada. Öldükten sonra kıyamete kadar bekliyor muyuz? Yoksa Secde 21 in anlatmak istediği bambaşka bir gerçekle mi karşı karşıyayız? Kimilerinin kabir azabı diye nitelendirdikleri şey var mıdır? Varsa orada neler oluyor? Siz hiç öteki tarafa gittiniz mi? Şayet tekrar doğuş varsa gitmiş olmalıyız. Yani aslında orada neler olduğunu biliyoruz. Sadece hatırlamıyoruz. Öyle gerekiyordu, çünkü o zaman sınav sınav olmaktan çıkardı. Oysa zamanı gelenler ve bunu hak edenler bu sırrı biliyorlardı. İp uçlarını da bize vermişlerdi. Ancak zamanı gelmeyenler baksalar da göremiyorlar, görseler de anlayamıyorlardı.
Bundan sonra konuşacaklarımız bir çok insanı rahatsız edebilir. Ancak şunu untmayınız ki bu sadece olası bir gerçeği arayış yolculuğudur. Mutlak gerçek Lehf-i Mahfuz da gizlidir. Size öğretilenlerin dışında bir gerçek aramamak, onların dışındaki her şeyi reddetmek size toplumda saygın bir yer ve statiko kazandırabilir. Ve hatta büyüklerin gözünde en ahlaklı, en dürüst, en saygılı insanlar olabilirsiniz. Ancak şayet böylesine önemli olabilecek bazı gerçekleri atlarsanız ne kadar büyük bir vebalin altında kalabileceğinizi de göz ardı etmemelisiniz. Şayet tekrar doğuş varsa hem kendi hem de toplumsal yaşantınızda ne kadar büyük değişiklikler olabileceğini şöyle bir düşünün. Birilerinin elini taşın altına koyması gerekiyor. Elim değil kolumun bile taşın altında ezileceğini bilsem dahi bunları konuşmamız gerektiğini düşünerek sizi öte aleme küçük bir yolculuğa davet ediyorum. Bunu bir nevi sanal alemde Tekrar doğuşun deneyimlenmesi olarak düşünebilirsiniz. Aşama aşama ilerleyip, sadece elimizdeki sağlam verilerin kılavuzluğunda maddeler halinde yürüyeceğiz. Umuyorum ki her madde, taşları biraz daha yerli yerine oturtsun. Ben bunu yapmayı çok seviyorum, şayet siz de benim kadar heyecanlı iseniz bir mola verip çayınızı kahvenizi yanınıza almayı unutmayın. Bu dünya sahte, işte gerçek hayat:
“Bu dünya hayatı bir eğlenceden, bir oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Ah bilmiş olsalardı. ( Ankebut 64)
Ah bilmiş olsaydık şimdi hiçbir şey su an olduğu gibi olur muydu acaba? Dünyadaki her canlı varlık değişim ve dönüşüme tabiidir. Bunun için de ölüm şarttır. Biz sürekli yaşadığımızı düşünsek bile vücudumuzda her gün milyonlarca hücre ölüyor, yine milyonlarcası yeniden oluşuyor. Bu bütün canlı türleri için geçerlidir. Hayat sürekli bir ölüm ve yeniden dirilişle tezahür eder. Psikologlar bütün psikomatik davranışlarımızın temelinde yatan gerçek sebebin ölüm korkusu olduğunu söylerler. Doğrudur, ancak kimileri için durum hiçte öyle değil. Ölüm korkulası bir şey midir? Yoksa bir insanın yaşayabileceği en muhteşem deneyim mi?
Ölüm varlığın canlılığını yitirmesi ve ruhun bedenden ayrılması olarak tarif edilebilir. “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.” (ankebut 57) Bu ayet çok net bir gerçeği dile getiriyor. Her nefis ölecektir demiyor, ölümü tadacaktır diyor. Bu, ondan sonrada yolculuğun devam edeceği anlamına gelir. Ölüm yaşamın ebediyen sonu değil, asıl yurduna dönüş, yakınlarınıza kavuşma günüdür. Bu yüzden Mevlana ölümü Şeb-i Arz (düğün gecesi) olarak tarif eder.
Şimdi o anınızı şöyle bir hayal edin. Ecel kapınızı çaldı. Artık geri dönüş yok. Önce bütün hayatınız bir film şeridi gibi gözlerinizin önünden akıyor. Sonra yavaş yavaş her şey kararıyor, bilinciniz yavaş yavaş kaybolmaya başlıyor ve oda ne? Tekrar geri geliyor. Tam yaşadığınıza şükredecekken, çevrenizdekilerin feryat figanlarını duyuyorsunuz. Durun, korkmayın ben yaşıyorum diye bağırıyorsunuz ama kimse sizi dinlemiyor. Derken yerde yatan birini görüyorsunuz. Gerçek o anda beyninizde bir şimşek gibi çakıyor. Çünkü yerde yatan sizsiniz. Ebu Said El Kudsi’den rivayet edilen dört hadis:
- Mümin ölümden korkmasın, bir evden diğerine taşındığını bilsin
- Hiçbir mümin yoktur ki ölüm onun için hayırlı olmasın.
- Ölüm müminin mutlu bayramıdır ve Allah’a kavuşmasıdır.
- İnsanlar gaflet uykusundadır. Ancak öldükleri zaman uyanırlar. Fakat heyhat iş işten geçmiştir.
Gaflet uykusundan uyanan ruhun önce büyük bir panik yaşayacağı çok açık. O anınızı bir düşünsenize bilinciniz açılmış. Her şeyi görüyor ama hiçbir şeye müdahele edemiyorsunuz. Çünkü siz artık başka bir boyuttasınız. Belki yarım kalan son bir sözünüzü söylemeye çalışıyorsunuz ancak kimse duymuyor. Çünkü aranızda aşılması zor bir perde var.İnanması zor ama gerçek bu. Bakın Ebu said El Hudri’den aktarılan bir hadis ne diyor:
- Ölü kendisini yıkayanı, kefenleyeni, namazını kılanları, cenazesiyle gidenleri, cesedi kabre indirenleri ve telkin yapanları bilir.
Belli ki ruh ölümden sonra belli bir süre yaşadığı mekanı terk etmiyor veya terk etmek istemiyor. Türklerin eski dini Şamanizm’de ruhun ancak kırkıncı gün bu dünyadaki mekanını terk ettiğine inanılır ve kırkıncı gün bir ayin düzenlenirdi. Rivayete göre Şaman, ayin esnasında transa geçer ve ruhunu bedeninden ayırarak ölmüş olan ruha öteki aleme yapacağı yolculukta rehberlik ederdi. İşte bu alışkanlıktan olsa gerek ki İslam dininde kırkıncı gün merasimi olmamasına rağmen bizde yine aynı gün mevlit okutulur. Bu aslında bir uğurlama törenidir. Buraya kadar tamam. Asıl önemlisi bundan sonrası. Bundan sonra muhtemelen yolunuz ikiye ayrılacak. Her iki yoldan de gideceğiz ancak önce buraya kadar olan kısım için Kuran’dan onay alalım. Kaf 19-23:
“ Ölüm sarhoşluğu hak olarak geldi. İşte bu senin kaçıp durduğun şeydir. Ve Sur’a üflendi. İşte bu geleceği vaat edilen gündür. Her benlik yanında bir sürücü (rehber) bir de tanık olduğu halde gelir. Yemin olsun sen bundan gaflet içindeydin. Ama perdeni kaldırıp açtık. Bu gün gözün keskindir. Onun yoldaşı olan dedi ki: İşte yanımda olan şey karşındadır.”
“De ki: ‘sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır. Sonra görünmeyeni ve görüneni bilene döndürüleceksiniz. O size bütün yaptıklarınızı haber verecektir.” (Cuma 8 )
Böylece bir şey daha öğrenmiş oluyoruz. Gözlerimizin önündeki perde öldükten sonra kaldırılıyor. Çünkü ruh bedene girerken geçmişiyle ilgili tüm bağları bir perde ile kesiliyor. Bedenden ayrıldıktan bir süre sonra yeniden sağlanıyor. Tekamül yolculuğunun asıl amacı bu perdenin daha yaşarken aralanması veya kaldırılmasıdır. “Ölmeden önce ölünüz” hadisinin anlatmak istediği şey aslında buydu. Neyse biz devam edelim. Ruh görüşü keskinleştikten sonra hiçbir şey bilmezken, her şeyi bilir hale gelir. Artık başına neler geleceğini kestirmesi de o kadar zor değildir. Çünkü geçmişte yaşadığı amelleri tüm gerçekliği ile önüne konmuştur. Ya dostlarının yanına gidecektir; yada haviyeyi boylayacaktır.Ebu Eyyüp El Ensari’den rivayet edilen hadis:
“ Bir müminin ruhu bedeninden ayrılınca, Allah rahmetine mazhar olan kulların ruhları, adeta önde gelen bir müjdeci gibi onu karşılarlar. Bu arada bir kısmı ‘bırakınız kardeşiniz nefes alsın, çünkü büyük zorluktan yeni kurtulmuştur’ derler. Falan ne yapıyor, Falan nasıl, falanca kız evlendi mi? Diye sorarlar. Daha önce ölen adamdan sorduklarında ‘O benden evvel öldü’ der. Bunun üzerine ‘O haviyeyi boylamıştır’ derler. ”
Bu hadisten çok önemli bir şey anlıyoruz. Öldükten sonra kıyamete kadar beklemek yok. Ruh bedenden ayrıldıktan sonra oluyor bunlar. Bu ruh belli ki iyi bir müminin ruhu ve hiç cehenneme uğramadan cenneti hak etmiş, yakınlarının yanına, cennetvari bir yere gelmiş. Mutlu bir kavuşma yaşıyor ve muhtemelen bizim şu an tasavvur bile demeyeceğimiz güzel bir mekanda. Allah yolunu açık etsin. Biz gelelim Allah’ın rahmetine mazhar olmayan kullara.
Bu ruhlar, dünyadaki sınav sorularına doğru cevaplar veremeyen ruhlardır. İşte büyük azaptan önce küçük bir azap tattırılacak olanda, bu azaptan sonra eksiklerini tamamlamak üzere yeniden dünyaya gönderilecek olanda, yeni bir bedende, farklı bir ortamda, yeni sınav sorularıyla yaşayacak olan da işte bu ruh. Yani konumuzun asıl kahramanı.
Sizinle asıl bu kahramanımızın nasıl bir yol izleyerek dünyaya tekrar geri döndüğünü konuşacağız. Ancak şayet tekrar doğuş yoksa bu çok saçma bir hikaye olacak. O halde önce tekrar doğuşun olup olmadığından emin olmalıyız. Gelin önce yine asıl rehberimize yani Kuran’a danışalım. Size Kuran’da bu konu ile ilgili onlarca ayetin olduğundan bahsetmiştim.Önce onları inceleyelim. Kuranda reankarnasyon değişik biçimlerde anlatılmıştır. O’nun değimiyle türlü türlü örnekler verilmiştir. Bu örnekler bazen doğadan örnekler vererek benzetme yapılma yoluyla yani dolaylı anlatımla, bazende doğrudan doğruya herkesin anlayabileceği bir dille anlatılmıştır. Önce dolaylı anlatımlar sonra doğrudan anlatımlara bakıp, sonra da kahramanımızın son yolculuğuna geri dönelim mi?
“ Biz gerçeği Kuran’da türlü biçimlerde ifade ettik ki, düşünüp anlayabilsinler. Fakat bu onların sadece azgınlıklarını arttırıyor.” ( İsra 41 )
“ Yemin ederim ki, Bu Kuran’da insanlar için her türlüsünden temsil getirdik. Gerek ki iyi düşünsünler” ( Zümer 27 )
Demek ki Kuran’da her önemli konu türlü biçimlerde anlatılmış. Bunun sebebi de üzerinde düşünüp anlayabilmemiz içindir. Ancak düşünmeyi bırak azgınlığımızı arttırdığımız da açık bir gerçek ki İsra41 de fırçayı yiyoruz.
“Şimdi bak Allah’ın rahmetine eserlerine! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphe yok ki O mutlaka ölüleri diriltir. O her şeye kadirdir” ( Rum 50 )
“Rüzgarı rahmetinin önünden müjdeci gönderen O’dur. Nihayet onları, yüklerle ağırlaşmış bulutları yüklenince onu ölü bir beldeye göndeririz. Onunla su indiririzde onunla her türlü bitkiyi çıkartırız. İşte ölüleri de böyle çıkarırız. Düşünüp ibret almanız umuluyor. Güzel ve temiz beldenin bitkisi Rabbinin izniyle çıkar. Pis ve çorak bir beldeden ise zararlı bilgiden başkası çıkmaz. Şükreden bir topluluk için ayetleri işte böyle çeşitli şekillerde sunuyoruz biz” ( Araf 57-58 )
“ O hayat veriyor, O öldürüyor. Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişi O’nun için. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız? “ ( Müminun 80 )
“ Ve Allah sizi bir bitki gibi yerden bitirdi. Sonra sizi yere geri gönderiyor ve sonra bir çıkarışla tekrar çıkarıyor.” ( Nuh 17-18 )
“ Ölü toprak onlar için bir mucizedir. Onu dirilttik, ondan dane çıkarttık. Bak ondan yiyorlar.” ( Yasin 33 )
“Diriyi ölüden çıkarır O, ölüyü diriden çıkarır. Ölümünün ardından toprağa hayat verir. Sizde işte böyle çıkarılacaksınız. ( Rum 19 )
Bunların reankarnasyonla ne ilgisi var diyebilirsiniz. Ancak her ayetin içinde bir de gizli bilgi bulundurduğunu unutmamak lazım. Bu ayetler bitkilerin ölü iken tekrar tekrar diriltildiğini, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesini örnek göstererek ölülerinde bu şekilde diriltildiğini vurguluyor ve bunu anlayabilmemiz için düşünmemizi ve aklımızı kullanmamızı öneriyor. Bunların kıyametteki dirilmeden bahsettiği akla gelebilir. Oda doğru, tabiiki kıyamette toplu bir diriliş olacak. Ancak bitkilerin ve gece gündüzün bunu sürekli tekrarladığına dikkat etmek gerekiyor.Araf 58 e tekrar dikkat edin. Şayet araziniz çorak ve pisse zararlı bir bitkiden başka bir şey çıkmayacağını söylüyor. Yani bir sonraki yaşamınızın seviyesi bu yaşamınızda göstereceğiniz amellere göre düzenlenecektir diyerek uyarısını sürdürüyor. Yani daha önce de söylediğim gibi bir alt basamaktaki sınav soruları bir üst basamakta karşılaşılması muhtemel olayların çözümünün ip uçlarını veriyor.Devam edelim.
“ De ki “ Ortak tuttuklarınız içinde yaratışa başlayan sonra çevirip bir daha yaratan kim var?” De ki “ Allah yaratışı başlatır. Sonra onu çevirip yeniden yaratır. O halde nasıl olyorda başka bir yöne döndürülüyorsunuz.” ( Yunus 34 )
“ Allah sizi yarattı, sonra besledi, sonra öldürüyor. Sonra diriltiyor. Ortaklarınız içinde bunlardan birini yapan varmı? O onların ortak koştukları şeylerden uzak ve yücedir.” ( Rum 40 )
“ Yoksa yaratmaya başlayıp sonra yarattığını tekrar eden ve sizi hem gökten ve hem yerden rızıklandıran Allah ile birlikte başka bir Tanrı mı? Eğer doğru sözlüler iseniz delilinizi getirin.” ( Neml 64 )
“Allah yaratışa başlar. Sonra onu varlık alanından çekip tekrar yaratır. Sonunda O’na döneceksiniz.” ( rum 11 )
“Hiç kuşkusuz öldürende odur dirilten de. Hiç kuşkusuz iki çifti, erkeği ve dişiyi yaratan odur. Atıldığı zaman bir nufteden. Hiç kuşkusuz sonraki inşa da onun işidir.” ( Necm 44-45-46-47 )
Bu ayetlerin her birinde tekrar doğuş ayrı ayrı vurgulanıyor. Şayet bu yeniden yaratılış kıyamette ki yaratılış olsaydı. Şimdiki zaman veya geniş zamanlı fiiller kullanılmazdı. “Sizi öldürüyor, sonra diriltiyor” diyorsa öyledir. Yani bunu sürekli yapıyordur. Kuran’da her kelime özenle seçilmiştir. Şayet kıyametteki diriltmeden bahsedecek olsaydı gelecek zaman fiili kullanırdı. Kuran’da bu ayetlerin zamanları bu şekilde geçmesine rağmen bir çok tesfirde diriltiyor, diriltti veya diriltir kelimeleri diriltecektir şeklinde tercüme edilmiştir. (araştırmanızı kendiniz yapın ) Bu çeviriler elbette ki bir yanlış anlamayı bertaraf edebilmek niyetiyle yapıldı. Gerekçe de şu dur: Kuran’da (ilk bölümde size okuduğum ayetler gibi ) tekrar doğuş kesinlile reddedilmiştir. Dolayısı ile bunlar gelecek zamanı kastetmektedir diyorlar. Olabilir. Ama ben yinede aslının üzerinde derin derin düşünmemiz gerektiğine inanıyorum. Bakın Kuran şehitler için ne diyor:
“Allah yolunda öldürülmüş olanlar için ‘ölüler’ demeyiniz. Bilakis diridirler. Fakat siz farkında olamazsınız.” ( Bakar 154 )
“ Allah yolunda öldürülenlerin işledikleri asla boşa çıkmaz. Allah onları doğru yola iletecek, hallerini düzeltecektir. Onları kendilerine tanıttığı cennete sokar.” ( Muhammed 4-5-6 )
Onların aslında diri oldukları fakat bizim farkında olmadığımız vurgulanıyor. İnsan neyin farkında olmaz? Görünür bir yerde etrafımızda olan bir şeyin farkında olmaz. Onlar durumları düzeltilmek üzere belki de yakınlarımızda bir yere, farklı bir bedende tekrar gönderilmişlerdir. İnsanların hallerinin düzeltilmesi ancak bedenli iken mümkündür. Sınav yeri dünyadır. Aksi taktirde bedenlenmeye ihtiyaç olmazdı. O zamanda insanların meleklerden farkı olmazdı. Vaka suresi 60,61 ve 62 inci ayetlerde bu bizim henüz tam olarak bilmediğimiz yeniden yaratılış ve benzer bir bedene sokuluşumuz açıkça vurgulanıyor:
“ Aranızda ölümü biz takdir ettik. Ve biz sizi benzerlerinizle değiştirmede ve bilmeyeceğiniz bir şekilde inşa etmede önüne geçilecekler değiliz. And olsun ki ilk yaratmayı bildiniz. Bundan ibret almanız gerekmez mi?” ( Vaka 60-61-62 )
Benzerlerinizle değiştirmenin ne anlama geldiğini uzun uzun düşünmemiz gerekiyor. Bu değiştirmenin bizim bilmediğimiz bir şekilde yapıldığı ve bundan ibret almamız gerektiği çok açık. Halen daha ibret almayanlar için daha açıkları da var.
“ Dediler “ rabbim bizi iki kez öldürdün, iki kez dirilttin. Artık günahlarımızı itiraf ettik. Şimdi çıkmak için bir yol daha varmı?” ( Mümin 11 )
Bu ayette iki kez öldürülüp iki kez diriltilmekten bahsediyor. Her kes bu ayeti açıklamakta güçlük çeker. Tekrar doğuşa inanmayanlar ilk ölümün insanın nufte halindeki durumu olduğunu söylerler. Oysa hepimiz biliyoruz ki nufte canlıdır. Ayrıca bir şeyin ölü olabilmesi için önce diri olması gerekmektedir. Yani aslında bu ayette üç dirilik iki ölüm var. Aslında son cümle çok daha önemli bir noktaya işaret ediyor. Ancak onu kahramanımızın yolculuğu sırasına bırakarak devam edelim. Buraya kadar olan ayetleri bir şekilde yorumlama ihtiyacı duymuş olabilirsiniz. Ama yoruma hiç gerek olmayan ayetler de var.
“ Kahrolası insan ne kadar da nankördür. Hangi şeyden yarattı onu? Bir nufteden yarattı ve ölçülendirip biçimlendirdi. Sonra yolu kolaylaştırdı ona. Sonra onu öldürdü ve kabre koydurdu. SONRA DİLEDİĞİ ZAMAN DİRİLTİP ORTAYA ÇIKARDI ONU. Hayır O’nun kendisine emrettiğini yapmadı.” ( Abese 17-23 arası ayetler )
Bu ayetleri yorumlamaya gerek olduğunu pek sanmıyorum. Dikkat çeken noktayı büyük harflerle yazdım. Bir çok çeviride de bu cümledeki diriltme kelimesi geniş veya gelecek zamanlı olarak çevrilmiştir. Oysa buradaki diriltme kelimesinin Arapça karşılığı Enşerehu dur ve geçmiş zamanı ifade eder. Halen daha kuşku içerisindeyseniz size Hac suresine bakmanızı önereceğim. Hac suresi 5,6 ve 7 inci ayetler bu süreci çok daha detaylı bir biçimde anlatıyor aslında.
“ Ey inananlar! Ölümden sonra dirilme konusunda kuşku içerisinde olabilirsiniz. Ama şu bir gerçek ki, Biz sizi bir topraktan, sonra bir spermden, sonra bir embriyodan, sonra ne olduğu kısmen belli belirsiz bir et parçasından yarattık ki, size açık seçik beyanda bulunalım. Ve sizi rahimlerde belirlenen bir süreye kadar dilediğimiz şekilde bekletiyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyoruz. Daha sonra tam kuvvetine ulaşmanızı sağlıyoruz. Bununla birlikte içinizden bir kısmı öldürülüyor, yine içinizden bir kısmı İlimden sonra bir şey bilmesin diye ömrün en basit ve en rezil noktasına geri gönderiliyor. Yeryüzünü de sönmüş kül halinde görürsün. Nihayet onun üzerine su indirdiğimizde titrer kabarır ve her güzel çiftten bir şeyler bitirir. Bu böyledir, çünkü Allah hakkın ta kendisidir. Ve O ölüleri diriltiyor. Ve O her şey üzerinde kudretiyle egemendir. Kıyamet ise şüphesiz gelecek ve muhakkak ki Allah bütün kabirlerde olan kimseleri tekrar diriltecektir.” ( Hac 5-6-7 )
Bu ayeti lütfen tekrar tekrar okuyun.”- yine içinizden bir kısmı İlimden sonra bir şey bilmesin diye ömrün en basit ve en rezil noktasına geri gönderiliyor.” Bu cümle ne anlama gelir? Kimilerine göre yaşlılığa ulaşmak tekrar çocuklaşmak olarak yorumlanıyor. Yanlıştır diyemeyiz. Ancak başka bir anlamı olduğu konusunda da düşünmemiz gerekiyor. Ölümden sonra insanların bilinçlerinin açıldığını ve perdenin kaldırıldığını biliyoruz. İşte sınıfta kalan ve öldükten sonra ilim sahibi olan ruh, sınıfını tekrarlamak veya yeni bir sınıfa başlamak üzere yani ilimden sonra hiçbir şey bilmesin diye ömrün en basit, en rezil noktasına geri gönderilir. Yani dünyaya, yani uyku haline tekrar geri gönderilir. Surenin devamında yine bitkilerin de ölümden sonra tekrar diriltildiklerini örnek göstererek yukarıda anlattıklarımızı doğruluyor. Ve daha da önemlisi bunların kıyametteki dirilme olmadığını vurgulamak için “-Kıyamet ise şüphesiz gelecek-“ diyor. Yani kıyametteki dirilme başka. Onda bütün hayatlarınızdan sorguya çekileceksiniz. Öncekilerde ise sadece son yaşamınızdan sorgulanır ve küçük bir azapla cezalandırılırsınız. Bu belki dönersiniz diyedir.Şunu çok iyi biliyorum ki ben ne söylersem söyleyeyim, siz nasıl anlamanız gerekiyorsa öyle anlayacaksınız. Tıpkı benim gibi. Zaten hakkımızda en hayırlısı da bu. Yine en doğrusunu Allah bilir diyerek, ben yarım bıraktığımız yolculuğumuza geri dönmek istiyorum.
Şayet tek bir hayatımız olsaydı, muhtemelen sorgulanma zamanımızda genel kıyametin koptuğu zaman olacaktı. Bir çok ayet kıyamette O’nun huzurunda toplanacağımızı ve sorguya çekileceğimizi vurguluyor. Buna kimsenin itirazı yok zaten. De biz bir hadisle devam edelim:
Peygamberimiz mezarlıktan geçerken “ Kardeşiniz için Allah’tan mağrifet dileyiniz. Çünkü o şu anda sorguya çekilmektedir” demiştir. ( Sunen-i Ebu Davut – çamdali.blogcu.com- )
İşte bu bizim kahramanlarımızdan biri. Tanıdınız değil mi? Henüz kıyamet kopmamış ancak bu şahıs sorguya çekiliyor. Neden?... Neden olacak koskoca bir hayat bitirmiş. Gelmeden önce bir takım sözler vermiş. Şimdi bu hayatında bu sözlerini ne kadar yerine getirip getirmediği sorgulanıyor. Bütün seceresi de önüne konmuş ve itiraz veya inkar etme şansı hiç yok. Ne yapacaksınız şimdi? Tabi ki bütün suçlarınızı itiraf edip kabul edeceksiniz. İşte şimdi başınız dertte. Ne demişler “ Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.” Buradaki kötekten kasıt dayak değil, cezalandırılmadır. Aklı başında hiçbir baba evladına eziyet olsun diye ceza vermez. Cezalandırmanın asıl amacı, işlediği suça karşılık gelen bir men ile çocuğun yaptığı yanlışın farkına varması ve bir daha tekrarlamamasıdır. Allah’ın cezalandırma amacının da bundan farkı yoktur. Kuran’da cezalandırma yeri olarak cehennem tasfir edilmiştir. Genel olarak ateşle özdeşleştirilmiş olsa da onun gerçek mahiyeti hakkında yeterli bilgimiz yok. Sizce kahramanımızın başına şimdi ne gelecek?
“ O gün Cehennem getirilir. İnsan yaptıklarını birer birer hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ne faydası var!” ( Fecr 23 )
Size bu hayatta yaptıklarınıza karşılık küçük bir azap tattırılacağı bildirilerek önünüze ceza çekeceğiniz mekan getirilir. Ne yaparsınız?... Ben söyleyeyim. Gayri ihtiyari olarak ilk yapacağınız şey pişmanlık bildirmek ve size bir şans daha verilmesini istemek olur. Üstelik bunu bu azaptan kurtulmanın imkansız olduğunu bile bile yaparsınız. O an istediğiniz tek şey o azaptan kurtulmaktır. Bir daha yanlış yapmayacağınıza dair söz de verirsiniz ama alacağınız yanıt çok kesindir.
HAYIR!
“Nihayet onlardan birine ölüm geldiği zaman’Rabbim der, beni geri döndürünüz. Ki terk ettiğin dünyada yararlı bir iş yapayım.’ Hayır! bu onun söylediği bir laftır. Önlerinde ta dirilecekleri güne kadar bir perde vardır.” ( Müminun 99-100)
“ Yada azabı gördüğü zaman ‘ bana bir daha geri dönüş olsaydı da güzel davrananlardan olsaydım’ diyeceği gün. Hayır! sana ayetlerim geldi de onlara yalan dedin, büyüklük tasladın kafirlerden oldun.” ( Zumer 58-59)
Bunlar size ilk bölümde okuduğum ve kesin kes hayır cevabıyla karşılaştığımız ayetler. Bu ayetlerle bitireceğime söz vermiştim. Şimdi bir kere daha okuyun. Ne görüyorsunuz? Hayır cevabı geri dönülmeyeceği anlamına gelmiyor. Azaptan kurtulmanın imkansız olduğunu vurguluyor. Yeniden diriltilinceye kadar perdelendiğinizi bildiriyor. Bu ayetlerden birkaç tane daha yazalım, bunların hiçbirinde tekrar dünyaya gönderilmeyeceksiniz ibaresi yoktur. Cezanın mutlaka çekileceği ısrarla vurgulanır.
“ Rablerinin huzurunda başlarını öne eğmiş “ Rabbimiz gördük, işittik bizi geri göder iyi iş yapalım artık kesin olarak inandık” demekte olan suçluları bir görsen. Dileseydik herkese hidayetini verirdik fakat benden mutlaka cehennemi cinlerden ve insanlardan bir kısmıyla dolduracağım sözü çıkmıştır. Bu gününüzle karşılaşmayı unutmanın cezasını tadın.” ( Secde 12-13-14 )
“Onlar orada “Rabbimiz bizi çıkar, önce yaptığımızdan başkasını yapalım” diye feryat ederler. Biz sizi öğüt alanın öğüt alacağı kadar bir süre yaşatmadık mı? Size uyarıcı da geldi. ÖYLE İSE TADIN. Artık zalimlerin yardımcısı yoktur. ( Fatır 37 )
“ Onların ateşin başında durdurulmuşken “ Ah ne olurdu keşke biz geri çevrilseydik de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasydık, inananlardan olsaydık” dediklerini bir görsen. Hayır daha önce gizlemekte oldukları onlara göründü. Geri gönderilselerdi, yine men edildikleri şeyi yapmaya yönelirlerdi. Çünkü onlar yalancılardır.” ( Enam 27-28 )
Bu ayetler dikkat ederseniz olacak şeyleri değil, olmuş bitmiş şeyleri anlatıyor ve adeta bizi bu örneklerden ibret almamız için uyarıyor. Ana fikir şudur: Ölüp ruh haline geçen insanların görüşleri keskinleşir. Bu sebeple başlarına geleceklerin sebeplerini de sonuçlarını da kestirebilir hale gelirler ve azaptan kurtulmanın başka bir yolunu ararlar. Hey hat Allahın yasalarında asla ve asla değişiklik olmaz. O azap çekilecek denmişse çekilecektir.
“ Dediler “ rabbim bizi iki kez öldürdün, iki kez dirilttin. Artık günahlarımızı itiraf ettik. Şimdi çıkmak için bir yol daha varmı?” ( Mümin 11 )
Bu dostlarımız da başlarına gelecekleri anlamışlar. Cezayı çekeceklerinden yüzde yüz emin olmalarına rağmen “Şimdi çıkmak için bir yol daha varmı?” diyorlar. O yol çok ağır gelmiş olmalı ki çıkmak için başka bir yol talep ediyorlar. Ne yapsın zavallılar iş işten çoktan geçmiş. Ancak sizin iş işten geçmedi. Halen daha şansınız varken Kuran’ın söylediklerine kulak verin.
SON SÖZ:
Bu yazı dizisini tek taraflı bir gözle, hatta itiraf etmeliyim ki biraz da ukela bir tavırla yazdığımın farkındayım. Ancak üçüncü bölüme geri dönerseniz bölümün başında yazının bundan sonraki bölümünü Reankarnasyona yüzde yüz inanan birinin makosenlerini giyerek yazacağımı söylemiş, sizden de empatiyle yaklaşmanızı istemiştim. Buna rağmen de bir takım eleştirilerle karşılaşmıştım. Şimdi bütün eleştirileri saygı ile karşıladığımı ve hasasiyetlerini zedelediğim dostlarımdan özellikle de İrfan Korkmaz, Erol Ünal ve Üstün Özler kardeşlerimden özür dilediğimi özellikle belirtmek istiyorum. Her şeyin en doğrusunu Allah bilir. Karşıt görüşler, şayet ikna olmamışsanız olsa olsa sizin inanışlarınızın temellerini güçlendirir. Ancak onları hiç dinlemeden direk reddetmek de akılsızlıktır. ( pardon ) Siz siz olun kendi akıl süzgecinizden geçirmeden hiçbir şeyi olduğu gibi kabul etmeyin.
28.06.2008
İrfan Raci ÜNSAL