|
KOCAKURT
Ve aleyküm selaam....
Buyur hele buyur, Bu ne bahtiyarlık bu ne mutluluk Hoşgeldin Kocakurt.
Vallahi gönlüm seni ummuştu Epeydir nerelerdeydin İnan hasret küzem seninle dolmuştu Ne iyi ettinde geldin.
Sen gelmeseydin Bu gün yarın ben sana gelecektim Sende bu sıralar geciktin Hem kendini hem muhabbetini özlettin.
Hayrola Kocareis !
Nedir o yüzündeki elem, Nedir seni bu hale koyan yeis,
Adamı çatlatma yine Söylesene neler oldu Nedir bu kalmakal Nedir efkarın , Sana yakışmıyor bu hal Söyle Allah aşkına nedir mevzuu Niye gözlerinde mor halkalar Niye çatık kaşların.
Hay Allah ! Dolaştı elim ayağım Hele otur Otur da birer kahve söyleyelim.
Söylesene..
Dert almayamı, Gam satmayamı geldin, Derdin başım gözüm üstüne Canımla beraber Buyur can dostum Bende anlamadım Ulan zembeleksiz felek nedir bize kastin
Aldırma be Reis.. Bu dünya böyle gelmiş böyle gider Sen gel hele gel, Buyur gönlümün baş köşesine
Biz zaten Ne zaman denk gelmiştik ki Hayatın zevkine dünyanın neşesine Boşver be Reis Yak sıgaranı, sıgaranla tazele Daldın, unuttun yine soğudu kahve
Heyy gidi KOCAKURT
Sen ki, Amansız pusu geçerken bile Sevdanı sürüp gönül mavzerine, Karanlığı yırtan Aç sırtlan ulumalarına aldırmayan Sinendeki yaraları sevginle saran Umudun tükendiği gamda bile Taş duvarlara Sitem etmeyen adam.
Söylesene KOCAKURT
Yine hangi dosttan ihanet vurgunu yedin Seni böyle yaralayan hangi puşşt İnanmıyorum sen bu hale nasıl geldin, Kimler gam düşürdü yüzüne Bu nem nasıl yürüdü gözlerine Gerçi halin aşikar amma… Benimkide Laf ola beri gele işte.
Bilirim gitsede başın Gönlündekiler dökülmez kelama Hislerin düşmez lisana,
Söylesene be Reis, Nedir bu bilinmeyen sır çözülmeyen muamma Kırgınlıklarımız hep bizimlemi gidecek mezara.
Söyle be Reis Nedir bu mutsuzluk Nedir gözlerindeki umutsuzluk Niye biz gönül hapsinde Niye sırlarımız tabutluk.
Allah aşkına ! O tarafa suskunmu gideceğiz Bedenimizle beraber Sırlarımızıda mı gömeceğiz.
Yine Tegafül eyleyip Vefadan,erdemden,diğer gamlıktan Hep biz mi bahsedecegiz Allah aşkına bu kavanoz dipli dünyanın kahrını Hep bizmi çekeceğiz
KOCAKURT O dinmeyen yalnızlığın girdabında bile Fikrimizi prangalayıp mazideki güzelliklere Hep hayalde yaşattık maziyi Yokluktaki varlığı,yalnızken çokluğu Bir lokmada paylaşılan zeytini.
Aldırmadık biz, Ruhumuzu inciten ıslak joplara,kör kurşunlara Hainler bizim çığlıksız feryatlarımızda bulurken zevklerini, Biz ne umutlar sığdırmıştık On dakikalık voltalarla karacık avlulara, Kahpe kurşunların cenderesinde Karanlığa inat,umutsuzluğa isyan Bir sadık güvercinimiz vardı gönül penceremizde.
Sadece bizi değil, Dünyayı kurtaracak umutlar beslerdik içerimizde, Dertlerimizi paylaşırdık Soğuk demirlerle kara gecelerde, Taş duvarlarla ağlaşırdık Boşa giden emeklerimize,kaybolan gençliğimize
Ama bugün ahh bugün Acımasız yalnızlığın geçit vermeyen derbentlerinde Kahpe kurşunlar sıkıldı Dostların elleriyle yüreklerimize.
Aaah KOCAKURT Seni bilmem amma Vallahi ben yeğlerdim bu güne, Keşke yıllarca kalsaydım Soğuk mahsenlerde, en acımasız işkencelerde. Beni deli eden dünleri Bugün unutturdu Satılmışlığım, aldatılmışlığım,kullanılmışliğım Kurşundan ağırmış Umudun tükendiği gama atılan dost gülleri. Velhasıl Kocakurt
Ben bugünde değil dünde yaşayacak adammışım Vallahi cennetmiş bize O soğuk zindan,
Kocakurt sen derdin ya…
Bu vefasız dünyada umutla yaşar insan Ve harcandıkça, aldatıldıkça büyür adam.
Sadede gelirsek kocakurt Hem sana hem bana gülmedi hayat Sen benden beter ben senden berbat VESSELAM......
EROL ERGEDİK TORTUM KONAK MAHALLESİ
2008 ''DARGINIM''
Dar günde,umutla beklediğim an Bir selam vermeyen kula dargınım Yusuf gibi,kör kuyuyuya düşerken Elimden tutmayan ele dargınım
Kader çizgisinde yürür gideriz Umut dünyasında,hayal güderiz Her zaman ağlarız,bazen güleriz Kem söz edip kıran dile dargınım
Ayakta durmaya yoktur mecalim Dört gözle beklerim,gelsin ecelim Ne ayağım tutar ne tutar kolum Genç yaşta kırılan bele dargınım
Zor günümde,tanımayan bilmeyen Çaresi var iken,merhem olmayan Ömür boyu,gönlümüze girmeyen Riyakar dost,para pula dargınım
Beni vatanımdan alıp götüren Sıladan uzakta,hep süründüren Bizi,bizden alıp, toprağa veren Dostumdan ayıran yola dargınım
Çok çileler geldi geçti başımdan Felek ayrılmadı,bir gün peşimden Yastıklar ıslandı,her gün yaşımdan Gözümden çağlayan sele dargınım
Gönlümüz kırıktır,yüzümüz gülmez Yürekte neler var hiç kimse bilmez Belki,devran döner,hiç belli olmaz Ocağım söndüren yele dargınım
Canip der:sabreyle teslim ol hakka Derdimiz bir değil,çekemez okka Böyle gelmiş böyle gitmez mutlaka Kanıyor yaramız ,hele dargınım. AĞASELİ CANİP NEFİS
Esir eder kendine yürekleri mühürler Acıyı tatlı eder, tatlı aşın zehirler
Batıl, fitne, yalandır, şehvettir güzergâhı Dil Hakkı tespih etmez unutunca dergâhı
Durulmaz onla akan sular durgun aksa da Tövbe bilmez nefaset kendi kendin yaksa da
İlahi bir kapının olmaz bekçisi kulu Kibirdir baş mertebe nefis her şeyden ulu
Kul olunca nefisine kişi çok arsızlaşır Akılla dolu başın hallerine sızlaşır.
Gün bu gündür hep ona yarına yeni plan Zevk, sefa, eğlenceden geriye kalan, yalan
Şu nankör olmasaydı sapmazdı yoldan insan Köle olunca ona hal olur hep perişan
Uyan ey deli gönül, şu nefse artık gem vur Bak her şeyin kaybettin kalmadı şeref, onur
Günahsız olmak kolay nefsini yense insan Besmeleyle başlayıp Allah dese bir lisan
Ateş ateşte yanar, ateş olup kudurur Ateşten de yakıcı düşman yanında durur
Rabbim bana yardım et, uydurma sen nefsime Nasip et salavatı n’olur son nefesime
Bahattin varsa aklın düşme tuzağa sakın Düşmanından uzak dur ol hep Allah’a yakın.
Bahattin Kızılkaya ANLAYAMADIN
Dertler senden geldi, senden her acı Senden gelen derdin sensin ilacı Derdin de devan da başımın tacı Seni sevdiğimi anlayamadın.
Hüsranım oldu hep kimsesiz sabah Ağarttı saçımı çektirdiğin ah Ne, çaredir “keşke”, ne şimdi “eyvah” Seni sevdiğimi anlayamadın.
Yılan eğrisinde kıvrımlı yollar Beni bu sevdanın peşinden yollar Hicran yaylasında dert sarar kollar Seni sendiğimi anlayamadın.
Zemheride sana gonca gül derdim Goncalara katıp, kalbimi verdim Sana hep “bir tanem” “sevdalım” derdim . Seni sevdiğimi anlayamadın.
Anlasan da beni anlamasan da Dinlesen de beni dinlemesen da Şenleşen de beni şenlemesen da Seni sevdiğimi anlayamadın.
Bahattin Kızılkaya GİTTİN YA
Buruk bir tebessüm aklımda kalan Son göç ün ağıtı henüz bitmede hüzünlü bir türkü dilim ucunda İçimde o sonsuzluğa gitmede
Hasretler ard arda tren misali Yanık bir ıslığı andırır rüzgar Raylar bedenimde tren içimde Geçmede ruhumdan bomboş vagonlar
Kimsenin sorduğu aradığı yok Gölgeme çarpıyor dönüyor sesim Kahrolurum onsuz uzun geceler Kendimi sarıyor kendi nefesim Rafet YILMAZ
GİT Çıksana hayatımdan ömrümü verdiğim sır Yakma yanan kalbimi tatmadığım ilk aşkım Girme gecelerime uykumu bölen kusur Git haydi daha dönme yanarsa içim yansın Rafet YILMAZ
Ve leyl i nazarın o mah ı siman Nihayet perişan eyledi ruhum ne ben koydu bende ne koydu iman Bedbaht yüreğimde bitti gururum Rafet YILMAZ
Mahmurluğa büründü alemde bitti ahkam Sindi Leyl in koynuna uykunun ahangiyle Çıtı yok rüyaların ,sükut içinde mekan Bozdu bu sırrı şafak yeni günün rengiyle Rafet YILMAZ
Ufuklarda bulutlar kızarırken sessizce Rüzgarlarda uçuşan saçlarını göreyim Doldu bir ikindide yüreğime sinsice Sevgin taşınmaz oldu dönde geri vereyim. Rafet YILMAZ
En son çizgisinde kaybolup gider Ufkun kızılının en ötesine Sevdam türkü olur tüterde tüter Hasretin en uzak iklimlerine
Dolar yüreğime bir bezgin yangın Dolaşır pervasız damarlarımda Kaynatır kanımı tutuşur sevdam Uzak gurbetlerin akşamlarına
Artık ne ar kalır ne edep bende Sevdam bir günahtır şimdi bedende O soysuz ardına dönüp gidende Bende yere bakan bir yürek kalır Rafet YILMAZ
Kapkara oldu dünya ışıklar cılız cılız Söndürdük hakikatin nurlu fenerlerini Adamlar arda kaldı makamlar doldu moloz Münafıklar dünyaya sundu hünerlerini
Tarumar oldu alem yok oldu edep namus Gecelerde rüya yok ,uykular doldu kabus Zorlaştı konturolü tümör habismi habis Kahramanlık terketti mertlik siperlerini
Herbir yöne esmede rahmeti yok rüzgarlar Her köşeye kurulmuş fesat kazanı kaynar Gündüz geceye uymuş günler bile riyakar Rahmet yağan bulutlar kıstı pınarlarını Rafet YILMAZ
Tarifi endamın sevdadanda zor Derin bakışların deryayı hazar Yanılsam eylesem bir aşkı nazar Yanar bakışlarım düşer yerlere
Ey mah yüzlü sevdam ay şems i nurum Yakar nazarımı kavurur nurun Rezil rüsva olur biter gururum Pervane olmaktan boş hayallere Rafet YILMAZ
ERZURUMDA AKŞAM
Turuncu bir mevsim ufkun üstünde Sonsuz meçhullere uçmada kuşlar Bıçak gibi keskin hasret içimde Hüznümü deşmede sonsuz uçuşlar
Titrek bir göz kırpış soluk güneşte Güz akşamlarına esmede yeller Kuşkulu alaca vurdu yerlere Köşe başlarına sindi gölgeler
Serildi ovaya tülden bir akşam Gömüldü gecenin içine yaşam Yanık bir türküdür gönülden taşan Şu yüce dağları duman kaplamış. Rafet YILMAZ BENİM AHVALİM:
Ne gündüzüm gündüz,ne gecem gece Ben gülü dalında gördükten sonra Öldürürür bu sevda beni gizlice Bir hoyrat dalından kırdıktan sonra
Ne güneş doğuyor karlı dağıma Ne bülbül geliyor bahçe bağıma Kıranlar iniyor şen ocağıma Ok vurup sinemi yardıktan sonra
Ne bahar geliyor,ne kış bitiyor Ne sevda tükenip gönül geçiyor Ne gözüm görüyor aklım yetiyor Felek sillesini vurduktan sonra
Tasada bu gönül artık gülmüyor Bulutlar başımda,güneş doğmuyor Şimşekler çakıyor,yağmur yağmıyor Bu sevda benimle olduktan sonra
Hayali kayboldu,sevgisi serde Sevgili dermandır,bütün her derde Dünyada değilde belki mahşerde Kavuşur aşıklar öldükten sonra
Canibim bahçede bir dal misali Hazana uğradım döktüm gazeli Keşke görmeseydim,huri güzeli Gidip de ellerin olduktan sonra! 04/05/2000 Ağaserli Canip KADER
Bir gülün sevdası,sardı serimi Od sineme düştü,kül asumana Canımı uğruna edeydim heder Rıza'i takdirdir,kul masumane
Dalmışım çıkamam arzın yerine Tasavvur eyleyip düştüm derine Ne altı ne üstü yoktur görüne Salmışım yelkeni derin ummana
Sevdaya düşmüşüm,görmüyor gözüm Zaten yaralıyım,çünkü öksüzüm Zaybettim kendimi idraksiz sözüm Yanarım dönerim şama pervane
Bu sevda hiç beni etmedi iflah Her derde dermanı veriyor ALLAH Herkese elveda deyip eyvallah Yetişem ahrete giden kervana
Canibim gülsemde içim kan ağlar Yüklense derdimi çekemez dağlar Viran oldu bağım,soldu yapraklar Ağlarım gözlerim döndü giryana
15/03/2005 Ağaserli canip MAZİ'M
Çavdar ekmeğini soğuk su ile Katık edip zorla yutmuşam dadaş Hem inek hem öküz hem de kuzuyu Kireçli dağında gütmüşem dadaş
Tohumu ekerdik cılga çift ile Dağ taş cıvıl cıvcıl halk kitle kitle Boğuşur dururduk sirke bit ile Harampetin sırtta yatmışam dadaş
Sekide kalırdık ahır kokmazdı Soğukta dışarı kimse çıkmazdı Çeşmeler donardı sular akmazdı Ayazda çok nöbet tutmuşam dadaş
Ramazan gelirdi yüzler gülerdi Herkes namaz kılar dilek dilerdi Büyükler konuşur küçük dinlerdi Hikaye,çok masal satmışam dadaş
Saatimiz yoktu,sabah namazı Kaçırır dururduk,gah bazı bazı Şafağı beklerdik,açsın gök yüzü Horozla uyanıp,ötmüşem dadaş
Ne şampuan vardı ne kalgon derdi Ne milangaz derdi ne de tüp derdi Ben çalı toplardım anam üflerdi Bacadan dumanla tütmüşem dadaş
Ne enflasyon vardı nede işsizlik Yoktu hayasızlık yoktu dinsizlik Herkes saygılıydı yoktu densizlik Büyüğe hep hürmet etmişem dadaş
Canibim aç kaldım açım demedim ALLAH'a şükrettim haram yemedim Ne çamur ne yağmur ne kar demedim Tortumda okula gitmişem dadaş
AĞASERLİ CANİP Ben şimdi çok uzaklardayım Bedenimi rüzgârlara bıraktım Ruhum Allah’a emanet Sen kim bilir nerdesin, kimlerlesin? Arzuların doruğunda sırılsıklam duygular Sen her şeyden uzak Ama hatıralarla yanımdasın Bağlamıştım hayatımı saçının bir teline Öpmüştüm gözyaşlarını Islak yanaklarını sildiğim mendili hala saklıyorum Saplanmış bir hançer gibi göğsüme. Kulağımda cıvıl cıvıl sesin Ve karşımda alev alev nefesin Dokunur bedenime kor gibi tenin Aah nerde şimdi Bakarak kaybolduğum cennet rengi gözlerin.
Sana sitem etmeye kıyamıyorum canım benim, Okyanuslar kadar derin sevgimi sana adadım Varlığıma vesile oldun vefasız olsan da Hep seni aradım sensiz boş sokaklarda Belki rüzgârda kokunu duyarım diye. Hayallerime sarıldım, Tutup ellerinden dolaştım saatlerce Sarılıp o incecik beline öptüm gül dudaklarından, Okşadım saçlarını sarhoş olana kadar. Ay ışığının yapraklarda gezdiği gibi Sarıldım, kayboldun kollarımda Yanağın yanağımda. Göğüslerinde eridi sinem Kolların dolarken boynuma Yağmur çiseliyordu yavaş yavaş gözlerinden Dudak dudağa Sonra yığıldın kollarıma Arzuların en uçarısında doruklarda Islatırken ruhumu senle dolu her zerre Umudumu sana bağladım Zülfünün tellerinde kaderim Her an yele kapılır gibi İsimsiz şarkılarda sen yankılandın Yarınım diye sana koştum Emelimi ıslak mısralara gömdüm. Kızıl ışıklarla gündüzler gece oldu Karanlığıma sen ışıdın pırıl pırıl Acımadan vuran da sen.
Neyleyim ben seni, söyle neyleyim Dilim varmıyor ki Bu aşk bitti, elveda diyeyim Ne sevgilim oldun, ne de düşmanım Aldırmadın çaresizliğime Dindirmedin için için kanayan kalbimin feryadını. Bir aciz kulum ben yanar bedenim Yazılmış alnıma yarım aşk benim Adınla süslensin beyaz kefenim Gözyaşımla yıka beni sevgilim
Neyleyim ben seni, Söyle senin gibi sevgiliyi neyleyim Aşkımı kalbime gömüp Bu son mektupla seni terk eyleyim. Bahattin KIZILKAYA
Bu şiir sevgili öğrencim ve evladım Orhan Ataman için. Sevgilerimle GÖÇ Budandı dallarım, kurudu bahçem Peynirsiz ekmeksiz dürüldü bohçam Cepheden dönmedi gencecik kocam Ben de vatanımdan koptum gidirem
İki yaşındaydı henüz Mehmet’im Yanıma kâr kaldı onca zahmetim Uzaktan uzağa gelsin rahmetim Mezar taşlarını öptüm gidirem
Her ne gelir ise Hüda’dan gelir Ezeli, ebedi yalnız O bilir Zalimin cezası bir gün verilir Sıdk ile Allah’a taptım gidirem
Yurdumun tapusu mezar taşımız Aldınız elimden ekmek-aşımız Doğrulacak elbet eğik başımız Balta, kazma, nacak kaptım gidirem.
Gidiren sanmayın dönmeyeceğim Tortum’u kimseye vermeyeceğim Hilal misaliyim sönmeyeceğim Bayrağımı kefen yaptım gidirem
Bahattin Kızılkaya
HER TÜRK ASKER DOĞAR ŞAHİN BAKIŞLI
Bilmez idim nasıl zulüm görmüşüz Dedem anlatırdı gözleri yaşlı Önlerine etten siper örmüşüz Katledilmiş çocuk genç ile yaşlı
Yaşlar süzülürdü aksakalından Kocaman bir kambur çıkmış dalından Hainden soysuzdan ve çakalından Bacağında şarapneli nakışlı
Un yok ambarlarda tekne boşanmış Hayvanlar aç susuz merekler yanmış On yaşında çocuk silah kuşanmış Çok derin bakışlı ve çatık kaşlı
Devlet bir savaşta millet perişan Her taraf kan gölü ağlıyor vatan Yardım et bizlere Ulu Yaratan Dilimiz duada gözümüz yaşlı
Elleri kınalı taze gelinler Sessiz çığlıkları duvarlar dinler Cesetler sahipsiz yaralı inler Şiirler hep ağıt sözümüz yaşlı
Doğrul ey Dadaşım vatan perişan Uyan ey Türkoğlu atan perişan Kanını toprağa katan perişan Ocağımız sönmüş, közümüz yaşlı
Bahattin diyor ki kanım Türk kanı Aziz bildim, candan aziz vatanı Ceddine bak gardaş, kendini tanı Her Türk ASKER doğar şahin bakışlı Bahattin Kızılkaya
|