CENNETTEN BİR KÖŞE TORTUM
 
   chat
Arama :
   Takvim
    SİZİN ŞİİLERİNİZ

TORTUM DESTANI

Nice yiğit geldi geçti bu elden
Anlatmakla bitmez erler Tortum’da
Kokusunu aldım seherde yelden
Türkü türkü kokar yerler Tortum’da

Gözümün önünde canlanan sima
Rahmet diliyorum Hacı Asım’a
Konu-komşu, ahbap, dosta hısıma
Kucak dolu selam derler Tortum’da

Rauf Hocam vardı dillerde adı
Gencecik gitti ya Bülent evladı
Yok be Hocam sensiz Tortum’un tadı
Ruhuna Fatiha korlar* Tortum’da

İsmail Pehlivan, Aşurun Cemal
Hani Neşet Güner, ya Sefer Ünsal
Nerde Kotol Yasin , Kırmacı Kemal
Birer birer gitti Sur’lar Tortum’da

Hüsnü Usta kaldı tahtalarda iz
Buruk anıları yâd ederken biz
Hüseyin Usta’yı gördünüz mü siz
Saim Zil’i usta derler Tortum’da

Nur yüzlü müftüydü Yahya Sevindik
Gidişinin arkasından dövündük
Tortum Çayı gibi çağladık dindik
Saklı daha nice sırlar Tortum’da

Her biri birine sanki öz kardeş
Sefildi, mazlumdu İbrahim Güneş
Abdullah Korkmaz’dı meleklere eş
Daha niceleri varlar Tortum’da

Ahmet Aydın, Muhlis Çavuş işte mi?
Naim Çakmak, Ahmet Erkan düşte mi?
Zakir Evcan evin Bebek taş’ta mı?
Sokaklar, caddeler darlar Tortum’da

Mehmet Fıratoğlu, Bünyamin Özler
Gencecik gittiler yaşlıdır gözler
Mustafa Ertaş’a yetmez ki sözler
Tansiyon yukarı fırlar Tortum’da

Kendi silahıyla vuruldu Nedim
Alamalut’ta ağıt, şivan dinledim
Ey güzel Tortum’um, ey kutsal vadim
Dere, tepe, yamaç, yarlar Tortum’da

Dursun Er’le bizim Fiko gittiler
Beylerin Ülker’i acep nettiler
Sadi Beyler evleri de sattılar
Vardır daha nice Mirler Tortum’da

Korkardım çocukken gördüğüm zaman
Yiğitti, deliydi Rauf Pehlivan
Felek Neşet’e de vermedi aman
Tükenirken dizde ferler Tortum’da

Terzi Mevlit Usta, Muammer Ada
Eremeden gitti O da murada
Cümbüşün sesleri inler semada
Oynanır halaylar, Bar’lar Tortum’da

Murtaza Mustafa kalıf’ı netti
Zeki Uzun, Talip ardından gitti
Mevsim kışa erdi bağ bahçe bitti
Yağar üstümüze karlar Tortum’da

Hasan Ağa yiyip yiyip doymazdı
Yemediğin kendi malı saymazdı
Yarına bir lokma ekmek koymazdı
Yağda kırk yumurta yerler Tortum’da

Mal-mülk biriktirmiş Faik Efendi
Kimisi satıldı, kimisi yendi
Aslan yuvasına çakallar kondu
Zararlar Tortum’da, kârlar Tortum’da

Esnaftı Zillerin Kemal ve Ahmet
İbrahim Amcamız çok çekti zahmet
Zeki Cumagil’e koptu kıyamet
Şimşekler bir başka gürler Tortum’da

Hatırla İbat’ı, oğlu Cevdet’i
Lezzetliydi Kasap Cemal’in eti
Döverdi Nejmi’yi Samsorlu Feti
Mehmet, İlyas, Paşa varlar Tortum’da

Ertürk Umutlu’yu herkes severdi
Gülerdi yüzüme, gubani derdi
Öztürk Umutluyla aynı kaderdi
Sevenleri şimdi birler Tortum’da

Süleyman Kırmacı genç bir fidandı
Çoluğu-çocuğu ateşe yandı
O zalim dert bilmem nerden uyandı
Nicesini aldı ur’lar Tortum’da

Kazım Akosman’la tütün sarardık
Bir kâğıdı ortasından yarardık
Vakit geldi tütün gibi sarardık
Yak hele bir tane, sar’lar Tortum’da

Emir Hak’tan gelir, yaşa bakmıyor
Bahara bakmıyor, kışa bakmıyor
Damla damla akan yaşa bakmıyor
Hicranla ağlayan yar’lar Tortum’da

Başlayım sözüme kaldığım yerden
Haber vereceğim görün kimlerden
Açılır inşallah gözünde perden
İmanlı yetişir kullar Tortum’da

Hakk’ı söyler Kur’an okurdu dili
Yemyeşil Tortum’un tevazu gülü
Tanıyanlar bilir Hacı Adil’li
Kırklarla söyleşir diller Tortum’da

Mehmet Ali, Mahmut, Zihni Pehlivan
Erıhni’den çıkar ince bir duman
Sarı öküz çiftte yattığı zaman
Kamçıyı desteler eller Tortum’da

Yıllarca dolaştı, düştü gurbete
Ecel geldi bindi motosiklete
Celal melek gibi uçtu rahmete
Eser hazin hazin yeller Tortum’da

Amcamız bilirdik hep onu bizler
Koca çınar Hacı İsmail Özler
Bitince Fatiha, dildeki sözler
Kalkar bir duaya eller Torum’da

Şakası bol idi bazen söverdi
Tortum, sucu diye onu överdi
Rasim Sayın durmaz taban döverdi
Onu iyi bilir yollar Tortum’da

Hamit Bey törende ata binerdi
Çatma’nın önünden geri dönerdi
Kimisi çok sever, kimi kınardı
Yerlerinde eser yeller Tortum’da

Hüsamettin Erbay Müdür Tekel’de
Fotoğrafçı Yaşar kaldı bu elde
Hep doğru yürüdü çizdiği yolda
Davasından kalan küller Tortum’da

Toto Hüsamettin keserdi döner
Fahrettin Oktay’dan var mı bir haber
Şefik Dayı’yı da yok etti kader
Evlerinde eser yeller Tortum’da

Kollarında siyah bezler olurdu
Yolun ortasına resim alırdı
Anlamazsa yüzen bakıp kalırdı
Mustafa Ayık’ın piller Tortum’da

Çok iyi tanımam Yaşar Oktay’ı
Baki Akbulut’u, Mümin Usta’yı
Sorup sual etmek gerek hastayı
Sımsıkı sarılsın kollar Tortum’da

İzinli gelmişti her iki asker
Hüzün yağıyormuş göklerden meğer
Bayramı görmedi Erçin, Muammer
Kızıla boyandı yollar Tortum’da

Nedim Kutlu gitti sülfü hayattan
Terk etti dünyayı koptu avrattan
Fırının üstünde ikinci kattan
Götürdü meçhule eller Tortum’da

Müezzin Hüseyin Kıldı salayı
İlhan Ünal buldu Hak Teala’yı
Gurbet bitti o gün buldu sılayı
Buram buram kokar güller Tortum’da

Büyük acı tattık iki baharda
İki körpe yavru gitti sularda
Bakiyle Mustafa kaldılar zarda
Bir başka zalimdir seller Tortum’da

Çilelerle gitti Gardiyan Nazım
Herhalde sırada Kotol’un Kazım
Rasim Bey var ama neyime lazım
Azrail bir fırsant kollar Tortum’da

Ünsal taklit eder Patoş Osman’ı
Elbet bu da işin başka bir yanı
Hacı Zil’in dondu damarda kanı
Mahzun kaldı çizme, beller Tortum’da

Sevgili müdürüm, ey kadim dostum
Zakir Hocam ben de elliye bastım
Maziyi aynanın önüne astım
Çalmıyor okulda ziller Torum’da

Söyleyin dostlarım kimi unuttum
Ben, dediğim gibi sözümü tuttum
Maziyi hüzünle, sazla uyuttum
Dertli dertli çalar teller Tortum’da

Köyleri unuttuk merkezde kaldık
Maziyi yad edip efkara daldık
Fatiha okuyup sevaplar aldık
Yağar üstümüze nurlar Tortum’da

Şimdilik bu kadar, sözde bitmedim
Kaledibi, Samsor, Os’a gitmedim
Nohurtap, Liskav’ı hele katmadım
Bahattin hepsini tur’lar Tortum’da

Bahattin Kızılkaya
03.05.2009/Erzurum

TORTUM DESTANI (3)
Tortum Destanı’nı baştan alalım
Uzun Osman ile düşten alalım
Bahardan alalım, kıştan alalım
Tutya, lale, sümbül, süstür Tortum’da

Kaba İdiris’i unutma sakın
Merkez Camisinin yanına bakın
Ne evlat, ne Kardeş kalmadı yakın
Sanki sülalece küstür Tortum’da

Öğretmenim Neşet Turan nerdesin
Söyle şimdi hangi gurbetlerdesin
Cumagilin Mehmet yerini desin
Gidişin yıllarca yastır Tortum’da

Nusret Coşkun göçtü gardaş Hacı’yla
Dert, derman bulmadı yar ilacıyla
Yetim yavruları kaldı acıyla
Yaramıza tuzu bastır Tortum’da

Nurettin Efendi vakur adamdı
Hakkı hak bilirdi, inancı tamdı
Evlat acısıyla buram buramdı
Acı da, keder de hastır Tortum’da

Muammer gencecik uçtu kuş olup
Bacı, gardaş, evlat saçını yolup
Her gün damla damla sararıp solup
Hazan rüzgârları estir Tortum’da

Fahrettin Oktay’dan kalmadı eser
Oğlu İbrahim’le karardı seher
Genç yaşında pusu kurmuştu kader
Ufuklar kapkara, pustur Tortum’da

Çolak Mehmet denen simsar var idi
Öğlen yemeğinde dürüm yer idi
“Hadi hemen Erzurum’a” der idi
Resmini duvara astır Tortum’da

Bir mezar taşında adını gördüm
Hoca Oğlu kimdir dostlara sordum
Sıtkı’yla Arif’e fikrimi yordum
Yiğitliğin hala sestir Tortum’da

Terzi Arif amca unutulur mu
Başka ustalarla bir tutulur mu
Kömürlü ütüsü anlatılır mı
Kokusu burnuma istir Tortum’da
***
Gözümün önünde canlandı derken
Aslan Dayı Erıhni’ye giderken
Salih Sayın bize veda ederken
Alın teri ekmek, iştir Tortum’da

Naci’nin gözleri doğuştan kördü
Çok idi efkarı, çok idi derdi
Çalışmayı didinmeyi severdi
Kadere bilenen diştir Tortum’da

Acıyı kederi bastım bağrıma
Tortumlu dermandır gönül ağrıma
Kulak ver kardeşim gel de çağrıma
Döktüğüm sıcacık yaştır Tortum’da

Erkeği yiğittir çelikten bıçak
Güler yüzlüyüzdür, kanımız sıcak
Tüm dost gönüllere açarız kucak
Düşmana çatılan kaştır Tortum’da

Ne tarlamız vardır, ne de ovamız
Mübarek vadide sıcak yuvamız
Bir bayrak, bir vatan kutsal davamız
Uğruna koyulan baştır Tortum’da

Yüreğimiz çarpar Kur’an aşkıyla
Tekbir sedasının ulvi meşkiyle
Dağları aşarız biz bu coşkuyla
Seven gönülleri coştur Tortum’da
Bahattin Kızılkaya
27 Mayıs 2009
(kısmet olursa devam edecek dostlar)

BAHÇELİ’YE AĞIT
Hoştur tabiatı, bahçedir, bağdır
Bir yan Tortum çayı, üç yanı dağdır
Doğum yerim Samsor kutlu otağdır
Elma, armut, vişne, nar Bahçeli’de

İbrahim Çavuşmuş adı ve sanı
Damarımda akar dedemin kanı
Bilinir her köyde adamlık yanı
Kurulu sofrası var Bahçeli’de

Bir diğer dedemse Nevruz Ustaydı
Kara kovan balı daim tastaydı
Kesere, bıçkıya ava hastaydı
Saban, mazı, maran, tar Bahçeli’de

Şaban ile Sırrı emmimdi benim
Acıyı onlarla duydu bedenim
Muzaffer amcama benzerdi tenim
Gel de yaralarım sar Bahçeli’de

Ömrünce yaşadı derdi, tasayı
Çalışırdı yılın on iki ayı
Özlüyorum seni duy Murat Dayı
Sensiz Güney, Cohut, hor Bahçeli’de

Fazılla İbrahim en yaşlı dede
Yıllarca kalmışlar aynı cephede
Şamil’i yad edip rahmet dile de
Yanan kalsın gardaş kâr Bahçeli’de

Şimdi yad edeyim Lıblıb Mehmet’i
Genç yaşta kaybettik oğlu Ahmet’i
Zavallılar çekmiş nice zahmeti
Kuru ekmek ile lor Bahçeli’de

Nazım Dede asla bilmedi bizi
Bilmem kaç yıl ışık görmedi gözü
Hafız Dede hakça söylerdi sözü
Gömüldü toprağa pir Bahçeli’de

Kimisini yokluk salmış gurbete
Yetiştim fukara Haşlak Servet’e
Muğdet Dede, Efilinin Mehmet’e
Heke’yi, kavalı sor Bahçeli’de

Hacı Abdurrahman iyi komşuydu
Onu iyi yapan güzel bir huydu
İşi namaz-niyaz, tarla ve suydu
Üstüne yağıyor kar Bahçeli’de

Hacı Zekeriya mahlede güldü
Adı hafızamda hep öyle kaldı
Yoksulca, mahzunca, garipçe öldü
İnanmazsan bana sor Bahçeli’de

Kotan Ustagilin Yahuza dayı
Hacı Yusuf ile Halit Usta’yı
İçtim galdavarda en güzel çayı
Yorulduysan bir yol dur Bahçeli’de

Keyifçiydi Gazi Topal Feyzullah
Seyfullaf Efendi, hamal Nutullah
Gani gani rahmet eylesin Allah
Hakkı ödenmemiş ter Bahçeli’de

Abdurrahim küçük, Durmuş büyüktü
Evlat acısı bu ağır bir yüktü
Süli Nene nasıl boynunu büktü
Yapıştı göğsüne nar Bahçeli’de

Yusuf Çavuş, Hacı cemal gardaştı
İkisi de birden Yokuş’u aştı
Uzak diye mezarlığa yanaştı
Onların arazi dar Bahçeli’de

Boğuldu İspir’de bir avuç suda
Edemeden ana, babaya veda
Hafız Ömer hıfza dedi elveda
Üstümüze yağar Nur bahçeli’de

Molla Yasin avaz avaz bağırdı
Rüstem Dede Sıdıka’yı çağırdı
Mımıli İbo’nun yükü ağırdı
Emek Bahçeli’de, ter Bahçeli’de

Bastonla gezerdi Ramiz Efendi
Bütün işi ilim, irfan ve fendi
Nihayet Azrail onu da yendi
Onun tarla, çayır, yer Bahçeli’de

Hayati, Özdemir İzmir’de kaldı
Canip’in canını İstanbul aldı
Sabahattin Hoca meçhule daldı
Gidişi yıllardı sır Bahçeli’de

Ahmet Efendi’nin kahve, oteli
Kocalttı günbegün Çolo Cemil’i
Hocagil Mehmet’in o tatlı dili
Altın, elmas, inci, zer Bahçeli’de

Hacı Dursun Ali gitti gideli
Tandırlar satılır oldu vadeli
Söğütlü’den rüzgâr esti eseli
Herkes başka bir şey der Bahçeli’de

Adif ile Bektaş Bursa’ya gitti
Malı-mülkü, evi-barkı da sattı
Ecel geldi ömür orada bitti
Sen sen ol yuvanı kur Bahçeli’de

Hatırlı, mümindi Hacı Abdullah
Bilirdi her şeyde var hikmetullah
Evlat acısını yaşattı Allah
Kederin izini sür Bahçeli’de

Erken gitti bizim fış Hacı Ahmet
Kızdırırdı herkes verirdi zahmet
Yağsın semalardan üstüne rahmet
Kaplasın her yanı nur Bahçeli’de

Batman , Siirt oldu en son durağı
Hanifi köprüden düştü aşağı
Fren mi tutmadı, yok muydu yağı
Bilmem niye söndü far Bahçeli’de

Hak vermedi, mahrum kaldı baladan
Sadık, Ebubekir gitti sıladan
El çektiler evden-barktan, tarladan
Yorganı yatağı dür Bahçeli’de

Gitti Zeki Gürsoy gelmeden bahar
Derdi yoldaş etti Ahmet’e yıllar
Halam dizin döver, saçını yolar
Başını taşlara vur Bahçeli’de

Genç yaşta gidince iki evladı
Kalmamıştı artık hayatın tadı
Şükrü diye kaldı tahtada adı
Taptaze bir mezar gör Bahçeli’de

Ömer şelalede gölde boğuldu
Gencecik bedeni suya yığıldı
Kara haber dört bir yana yayıldı
Diviti, kalemi kır Bahçeli’de
***
Uzak diyarlarda aldım haberi
Şofbenle yazılmış kötü kaderi
Özel Hareketin Koçyiğit eri
Bayrağına kurban ser Bahçeli’de

Terörist kurşunu vız geldi ona
Helal bildi canı, kanı vatana
Gözü yaşlı gelin baba ve ana
Sinan Baysal gibi er Bahçeli’de
***
Canından can katmak isterdi eşi
Erkenden ufukta battı güneşi
Emmi, dayı, ana, baba, kardeşi
Kanayan yarayı sar Bahçeli’de

Alnı secdedeydi, yüzünde nurdu
Gencecik terk etti yeri ve yurdu
İsmail herkesi yaktı kavurdu
Düştü yüreklere kor Bahçeli’de
***
Bir adın Kıvanç’tı birisi Arif
Ne kadar güzeldin, ne kadar zarif
Böyle bir acıyı dil etmez tarif
Hüznünü gönlüme ör Bahçeli’de

Yirmi ikisinde Arif’im gitti
Genç yaşında kara toprağa yattı
Babası İsa’nın umudu bitti
Çınladı feryatla , zar Bahçeli’de

Baban mezarının başında yattı
Ölmeden kabrini yanan uzattı
Kolay değil gardaş giden evlattı
Felek gözün olsun kör Bahçeli’de
***
Gülmeyi severdin, iyi giyerdin
Anlamadım Sıtkı ne idi derdin
Yaprak gibi birden bire sarardın
Yeşil, sarı, kızıl, mor Bahçeli’de

Ocağın on üçü, gün Cumartesi
Kesildi soluğu, sesi, nefesi
Mateme gark etti o an herkesi
Düştü yüreğime kor Bahçeli’de

Yıl iki bin yedi aylardan Ocak
Kanatlanıp uçtu aslan bacanak
Her varışta yürek parçalanarak
Kaldı gözü yaşlı yâr Bahçeli’de
***
Unuturuz tezden geçip gideni
Nedir acep var olmanın nedeni
Ana, baba, bacı, gardaş, dedeni
Akıbeti hayra yor Bahçeli’de

Bahattin maziye sefere çıktı
Her solukta gözlerinden yaş aktı
Fecrin ziyasına umutsuz baktı
Bu gidişle işin zor Bahçeli’de
Bahattin Kızılkaya


NOT: *** İşaretleri arasındaki dörtlükler aynı kişilere itham edilniştir.
Rabbim cümle geçmişlerimize rahmet, mekanlarını cennet eyleye.

ANAMI ÖZLÜYORUM

Aşımın ekmeğimin yok artık hiçbir tadı
Aşıma sevgi katan anamı özlüyorum
Koskocaman dünyada tek sevenim kalmadı
Her an elimden tutan anamı özlüyorum.

Dişinle, tırnağınla ekmeğimi kazandın
El açmadın kimseye, kendi yağınla yandın
Hayat mı ağır geldi, söyle neden usandın
Güneş misali batan anamı özlüyorum

Hangi dertle kim bilir bazen mani yakardın
Bazen bomboş gözlerle uzaklara bakardın
Yaş olup gözlerimden damla damla akardın
Canıma canın katan anamı özlüyorum.

Hep ışıktın ufkumda sen oldun istikbalim
Yokluğunla karardı, zindan oldu ikbalim
Günahım neydi benim, söyle neydi vebalim
Her an burnumda tüten anamı özlüyorum

Yüzü melekten güzel, ipek gibiydi teni
Gül dudaklarıyla öpüp uyandırırdı beni
Kıskanıyorum seni saran beyaz kefeni
Karlar altında yatan anamı özlüyorum.

Kim yolum bekleyecek, kimler dua edecek
Ne vardı sanki ana bırakıp da gidecek
Söyle bu öksüz yavrun şimdi sensiz n’idecek
Aha şuramda atan anamı özlüyorum.

Anamı özlüyorum dizinde yatmak için
Anamı özlüyorum elini tutmak için
Anamı özlüyorum cana can katmak için
Gece koynumda yatan anamı özlüyorum.
Bahattin Kızılkaya
10.04.2009


İKİ HECE BİR KELİME

Bugün Anneler Günü ya
Herkes bir şeyler alıyor annelerine
Ben sana bir şiir yazmak istedim
Ama beceremedim.
Tüm sözcükleri eledim eleğimde
Hiçbir söz seni anlatmadı
Hiçbir söz şiirime yetmedi
Yalnızca takıldı dilime
İki hece bir kelime ANNE…

Dün, sana yazacağım şiirin dizelerini düşünüyordum
Öylece uyumuşum
Bir ara yanağımda sıcacık iki dudak hissettim
Kırıldı gamzelerim
Gözlerimin içi güldü her zamanki gibi
Sen okşarken saçlarımı ben sana şiirimi okuyordum
Uyandım.
Uyandım ama unutmuştum şiiri o an
Çıkıp yatağımdan odanıza yöneldim
Sessizce
Emmek istedim yeniden ak sütünü
Melekler gibi uyuyordun
Yaklaştım nefesine
Sonra usulca öptüm o gül yüzünü
Bir daha, bir daha öptüm
Çok öpecektim, emecektim sütümü yeniden ama
Uyandırmaktan korktum meleğimi
Gül yüzlü perimi.
Söz bulamadım
Yüreğimde kalandan başka
Bir meme,
Sıcacık iki dudak
Ve İki hece bir kelime ANNE

Seviyorum sözü çok kısır geliyor
Duygularımı anlatmaya
Başka sözler gerek
Anne gibi içten ve samimi…
Kusura bakma anne
Benim suçum yok…
Beni bağışla
Sana şiir yazamadığım,
Anneler gününü şiirimle kutlayamadığım için…
Dudaklarını yanaklarıma kondurduğun dibi
Dizelerimi kondurmak isterdim
Yüreğinin tam orta yerine
Olmadı,
Söz bulamadım yüreğin kadar sıcak
Sütün kadar ak
Takılıp kaldı dilime
İki hece bir kelime
ANNNE..ANNE… ANNE.
Bahattin Kızılkaya

10.05.2009

BAHÇEL’YE AĞIT
Hoştur tabiatı, bahçedir, bağdır
Bir yan Tortum çayı, üç yanı dağdır
Doğum yerim Samsor kutlu otağdır
Elma, armut, vişne, nar Bahçeli’de

İbrahim Çavuşmuş adı ve sanı
Damarımda akar dedemin kanı
Bilinir her köyde adamlık yanı
Kurulu sofrası var Bahçeli’de

Bir diğer dedemse Nevruz Ustaydı
Kara kovan balı daim tastaydı
Kesere, bıçkıya ava hastaydı
Saban, mazı, maran, tar Bahçeli’de

Şaban ile Sırrı emmimdi benim
Acıyı onlarla duydu bedenim
Muzaffer amcama benzerdi tenim
Gel de yaralarım sar Bahçeli’de

Ömrünce yaşadı derdi, tasayı
Çalışırdı yılın on iki ayı
Özlüyorum seni duy Murat Dayı
Sensiz Güney, Cohut, hor Bahçeli’de

Fazılla İbrahim en yaşlı dede
Yıllarca kalmışlar aynı cephede
Şamil’i yad edip rahmet dile de
Yanan kalsın gardaş kâr Bahçeli’de

Şimdi yad edeyim Lıblıb Mehmet’i
Genç yaşta kaybettik oğlu Ahmet’i
Zavallılar çekmiş nice zahmeti
Kuru ekmek ile lor Bahçeli’de

Nazım Dede asla bilmedi bizi
Bilmem kaç yıl ışık görmedi gözü
Hafız Dede hakça söylerdi sözü
Gömüldü toprağa pir Bahçeli’de

Kimisini yokluk salmış gurbete
Yetiştim fukara Haşlak Servet’e
Muğdet Dede, Efilinin Mehmet’e
Heke’yi, kavalı sor Bahçeli’de

Hacı Abdurrahman iyi komşuydu
Onu iyi yapan güzel bir huydu
İşi namaz-niyaz, tarla ve suydu
Üstüne yağıyor kar Bahçeli’de

Hacı Zekeriya mahlede güldü
Adı hafızamda hep öyle kaldı
Yoksulca, mahzunca, garipçe öldü
İnanmazsan bana sor Bahçeli’de


Kotan Ustagilin Yahuza dayı
Hacı Yusuf ile Halit Usta’yı
İçtim galdavarda en güzel çayı
Yorulduysan bir yol dur Bahçeli’de

Keyifçiydi Gazi Topal Feyzullah
Seyfullaf Efendi, hamal Nutullah
Gani gani rahmet eylesin Allah
Hakkı ödenmemiş ter Bahçeli’de

Abdurrahim küçük, Durmuş büyüktü
Evlat acısı bu ağır bir yüktü
Süli Nene nasıl boynunu büktü
Yapıştı göğsüne nar Bahçeli’de


Yusuf Çavuş, Hacı cemal gardaştı
İkisi de birden Yokuş’u aştı
Uzak diye mezarlığa yanaştı
Onların arazi dar Bahçeli’de

Boğuldu İspir’de bir avuç suda
Edemeden ana, babaya veda
Hafız Ömer hıfza dedi elveda
Üstümüze yağar Nur bahçeli’de

Molla Yasin avaz avaz bağırdı
Rüstem Dede Sıdıka’yı çağırdı
Mımıli İbo’nun yükü ağırdı
Emek Bahçeli’de, ter Bahçeli’de

Bastonla gezerdi Ramiz Efendi
Bütün işi ilim, irfan ve fendi
Nihayet Azrail onu da yendi
Onun tarla, çayır, yer Bahçeli’de

Hayati, Özdemir İzmir’de kaldı
Canip’in canını İstanbul aldı
Sabahattin Hoca meçhule daldı
Gidişi yıllardı sır Bahçeli’de

Ahmet Efendi’nin kahve, oteli
Kocalttı günbegün Çolo Cemil’i
Hocagil Mehmet’in o tatlı dili
Altın, elmas, inci, zer Bahçeli’de

Hacı Dursun Ali gitti gideli
Tandırlar satılır oldu vadeli
Söğütlü’den rüzgâr esti eseli
Herkes başka bir şey der Bahçeli’de



Adif ile Bektaş Bursa’ya gitti
Malı-mülkü, evi-barkı da sattı
Ecel geldi ömür orada bitti
Sen sen ol yuvanı kur Bahçeli’de

Hatırlı, mümindi Hacı Abdullah
Bilirdi her şeyde var hikmetullah
Evlat acısını yaşattı Allah
Kederin izini sür Bahçeli’de

Erken gitti bizim fış Hacı Ahmet
Kızdırırdı herkes verirdi zahmet
Yağsın semalardan üstüne rahmet
Kaplasın her yanı nur Bahçeli’de

Batman , Siirt oldu en son durağı
Hanifi köprüden düştü aşağı
Fren mi tutmadı, yok muydu yağı
Bilmem niye söndü far Bahçeli’de

Hak vermedi, mahrum kaldı baladan
Sadık, Ebubekir gitti sıladan
El çektiler evden-barktan, tarladan
Yorganı yatağı dür Bahçeli’de

Gitti Zeki Gürsoy gelmeden bahar
Derdi yoldaş etti Ahmet’e yıllar
Halam dizin döver, saçını yolar
Başını taşlara vur Bahçeli’de

Genç yaşta gidince iki evladı
Kalmamıştı artık hayatın tadı
Şükrü diye kaldı tahtada adı
Taptaze bir mezar gör Bahçeli’de

Ömer şelalede gölde boğuldu
Gencecik bedeni suya yığıldı
Kara haber dört bir yana yayıldı
Diviti, kalemi kır Bahçeli’de
***
Uzak diyarlarda aldım haberi
Şofbenle yazılmış kötü kaderi
Özel Hareketin Koçyiğit eri
Bayrağına kurban ser Bahçeli’de

Terörist kurşunu vız geldi ona
Helal bildi canı, kanı vatana
Gözü yaşlı gelin baba ve ana
Sinan Baysal gibi er Bahçeli’de
***
Canından can katmak isterdi eşi
Erkenden ufukta battı güneşi
Emmi, dayı, ana, baba, kardeşi
Kanayan yarayı sar Bahçeli’de

Alnı secdedeydi, yüzünde nurdu
Gencecik terk etti yeri ve yurdu
İsmail herkesi yaktı kavurdu
Düştü yüreklere kor Bahçeli’de
***
Bir adın Kıvanç’tı birisi Arif
Ne kadar güzeldin, ne kadar zarif
Böyle bir acıyı dil etmez tarif
Hüznünü gönlüme ör Bahçeli’de

Yirmi ikisinde Arif’im gitti
Genç yaşında kara toprağa yattı
Babası İsa’nın umudu bitti
Çınladı feryatla , zar Bahçeli’de

Baban mezarının başında yattı
Ölmeden kabrini yanan uzattı
Kolay değil gardaş giden evlattı
Felek gözün olsun kör Bahçeli’de
***
Gülmeyi severdin, iyi giyerdin
Anlamadım Sıtkı ne idi derdin
Yaprak gibi birden bire sarardın
Yeşil, sarı, kızıl, mor Bahçeli’de

Ocağın on üçü, gün Cumartesi
Kesildi soluğu, sesi, nefesi
Mateme gark etti o an herkesi
Düştü yüreğime kor Bahçeli’de

Yıl iki bin yedi aylardan Ocak
Kanatlanıp uçtu aslan bacanak
Her varışta yürek parçalanarak
Kaldı gözü yaşlı yâr Bahçeli’de
***
Unuturuz tezden geçip gideni
Nedir acep var olmanın nedeni
Ana, baba, bacı, gardaş, dedeni
Akıbeti hayra yor Bahçeli’de

Bahattin maziye sefere çıktı
Her solukta gözlerinden yaş aktı
Fecrin ziyasına umutsuz baktı
Bu gidişle işin zor Bahçeli’de
Bahattin Kızılkaya


NOT: *** İşaretleri arasındaki dörtlükler aynı kişilere itham edilniştir.
Rabbim cümle geçmişlerimize rahmet, mekanlarını cennet eyleye.

Başlayım sözüme kaldığım yerden
Haber vereceğim görün kimlerden
Açılır inşallah gözünde perden
İmanlı yetişir kullar Tortum’da

Hakk’ı söyler Kur’an okurdu dili
Yemyeşil Tortum’un tevazu gülü
Tanıyanlar bilir Hacı Adil’li
Kırklarla söyleşir diller Tortum’da

Mehmet Ali, Mahmut, Zihni Pehlivan
Erıhni’den çıkar ince bir duman
Sarı öküz çiftte yattığı zaman
Kamçıyı desteler eller Tortum’da

Yıllarca dolaştı, düştü gurbete
Ecel geldi bindi motosiklete
Celal melek gibi uçtu rahmete
Eser hazin hazin yeller Tortum’da

Amcamız bilirdik hep onu bizler
Koca çınar Hacı İsmail Özler
Bitince Fatiha, dildeki sözler
Kalkar bir duaya eller Torum’da

Şakası bol idi bazen söverdi
Tortum, sucu diye onu överdi
Rasim Sayın durmaz taban döverdi
Onu iyi bilir yollar Tortum’da

Hamit Bey törende ata binerdi
Çatma’nın önünden geri dönerdi
Kimisi çok sever, kimi kınardı
Yerlerinde eser yeller Tortum’da

Hüsamettin Erbay Müdür Tekel’de
Fotoğrafçı Yaşar kaldı bu elde
Hep doğru yürüdü çizdiği yolda
Davasından kalan küller Tortum’da

Toto Hüsamettin keserdi döner
Fahrettin Oktay’dan var mı bir haber
Şefik Dayı’yı da yok etti kader
Evlerinde eser yeller Tortum’da

Kollarında siyah bezler olurdu
Yolun ortasına resim alırdı
Anlamazsa yüzen bakıp kalırdı
Mustafa Ayık’ın piller Tortum’da

Çok iyi tanımam Yaşar Oktay’ı
Baki Akbulut’u, Mümin Usta’yı
Sorup sual etmek gerek hastayı
Sımsıkı sarılsın kollar Tortum’da

İzinli gelmişti her iki asker
Hüzün yağıyormuş göklerden meğer
Bayramı görmedi Erçin, Muammer
Kızıla boyandı yollar Tortum’da

Nedim Kutlu gitti sülfü hayattan
Terk etti dünyayı koptu avrattan
Fırının üstünde ikinci kattan
Götürdü meçhule eller Tortum’da

Müezzin Hüseyin Kıldı salayı
İlhan Ünal buldu Hak Teala’yı
Gurbet bitti o gün buldu sılayı
Buram buram kokar güller Tortum’da

Büyük acı tattık iki baharda
İki körpe yavru gitti sularda
Bakiyle Mustafa kaldılar zarda
Bir başka zalimdir seller Tortum’da

Çilelerle gitti Gardiyan Nazım
Herhalde sırada Kotol’un Kazım
Rasim Bey var ama neyime lazım
Azrail bir fırsant kollar Tortum’da

Ünsal taklit eder Patoş Osman’ı
Elbet bu da işin başka bir yanı
Hacı Zil’in dondu damarda kanı
Mahzun kaldı çizme, beller Tortum’da

Sevgili müdürüm, ey kadim dostum
Zakir Hocam ben de elliye bastım
Maziyi aynanın önüne astım
Çalmıyor okulda ziller Torum’da

Söyleyin dostlarım kimi unuttum
Ben, dediğim gibi sözümü tuttum
Maziyi hüzünle, sazla uyuttum
Dertli dertli çalar teller Tortum’da

Bahattin Kızılkaya
03.05.2009/Erzurum

KARDELENLER ÜŞÜMEZ.....

Sana dağlarda nasipmiş, sonsuzluk yolculuğu
Hani dağbaşlarını sevdiğini söylerdinya
herzaman
ve
Bütün çiçeklerini bilirdin dağların.
Papatyaları gülleri
Peygamber çiçeklerini ve daha nicelerini.
Belliki
ÇOK SEVDİN ÇİÇEKLERİ
Ve sende çiçek oldun sonunda dağlarda
Karların altında
vede
Bilmem ülkemin hangi dağında.
ve bizler
Bizler her baharı beklediğimizde,
ilk sen çıkacaksın Dağların yamaçlarından
Bembeyaz karların altından.
Ne üşüyeceksin,nede donacaksın
Sen her renkten bir KARDELEN
Sonsuzluk sahibinin ellerinden,
HER BAHAR YENİDEN DOĞACAKSIN....
Rafet YILMAZ 28-03-2009 BURSA

BAŞBUĞ MUHSİN YAZICIOĞLU'NUN AZİZ HATIRASINA (AĞLADI)





Martın yirmi beşi Çarşamba günü
Koptu bir vaveyla cihan ağladı
Bırakıp o anda toyu düğünü
Kara haberini duyan ağladı

Ferman Hak’tan geldi eğik başımız
Hıçkırarak döktük kanlı yaşımız
Yas tutuyor toprağımız taşımız
Kurt, kuş, börtü böcek yılan ağladı

Üşüdün betonda kara uzandın
Sonsuzluk sahibi Var’a uzandın
Hasret bitti artık Yar’a uzandın
Bu diyarda sensiz kalan ağladı

Edirne’den Van’a yurdun perişan
Küfre karşı duran gardın perişan
Başsız bıraktığın Kurdun perişan
Öksüz Kızılelma Turan ağladı

Hilalin içine koyduğun güle
Hakk’ı hakikati zikreden dile
Kattılar her halde bu işe hile
Planı yapanlar yalan ağladı

Alperendin, koç yiğittin, Muhsin’din
Ahlak ile, iman ile tahsin’din
Arıyoruz seni nerede sindin
Elini dizine vuran ağladı

N’olur ellerimi bir kez tutuver
Üşüdüysen kollarıma yatıver
Can lazımsa canım canan katıver
Sana can ağladı, canan ağladı

El varır mı acep kazma küreğe
Alev almış ateş düşmüş yüreğe
Başım alıp gitsem bilmem nereye
Şehit mezarını kazan ağladı

Bahattin diyor ki bu sevda bitmez
Başbuğ’um hayalin gözümden gitmez
Yürek parça parça takatim yetmez
Ülküdaşın Bedbin Ozan ağladı.

Bahattin Kızlkaya


YA RASULULLAH


Adınla ruhumuz oldu şadüman
Sevdik seni candan Ya RASULULLAH
Kitabına kıldık sonsuz bir iman
Kutlusun cihandan Ya RASULULLAH

Yerin göğün Ra’şan olduğu gündü
Cehalet ve zulmün solduğu gündü
Küfrün miadının dolduğu gündü
Sevdik seni bundan Ya RASULULLAH

“İGRA” ile tamamladın ilimi
Salâvatla daim eyle dilimi
Biçareyim Sen bilirsin halimi
Halim sana ayan Ya RASULULLAH

Zişansın, her şeyim senden alayım
La İlahe İllallah la kalayım
Pinhansın, sırrına senle dalayım
Sırını kıl beyan Ya RASULULLAH

Servetim imanım, gerisi yalan
Kibir benliğimi etmesin talan
Şehvetim olmasın aklımı çalan
Etme nefse uyan Ya RASULULLAH

Bahattin Kızılkaya

ERZURUM


Gış gelende palandöken dağında,
Garın olim, tipin olim erzurum.
Sonbaharda bomboz olan bağında,
Rüzgar olim çali olim erzurum.

Umudunu yaz bahara bağlamiş,
Geçimini gıt kanaat sağlamiş,
Gurbet elde için için ağlamiş,
Gulun olim, dertlin olim Erzurum.

Senin için güzel günner dileyen,
Mevlam guvvet versin golan bileyen.
İlkbaharda ovada gezip meleyen,
Gudigin, gıdigin olim Erzurum.

Çile meşergatle geçer zamanın,
Gurbet elde kimse duymaz amanın,
Tandur başındaki hisin dumanın,
Çaputi, küvlesi olim Erzurum.

Gözünden değil gönlüne akar yaşın,
Sofranda baştacı kartol aşın,
Gogarayla görürsün nakliye işin,
Öküzüne sami baği olim Erzurum.

Dağlarında kekliklerin süzülür,
Adın Dadaş oğli diye yazılır,
Baharda löbiyeye garıh gazılır,
Kehanında megel olim Erzurum.


Bayırında goyun guzu yayılır.
Türkülerin gurbet elde duyulur.
Dadaş adı dört bir yanda sayılır
Neferin, esgerin olim Erzurum.

Gargabazar daği, dağların şahi,
Zalimde kalırmı mazlumun ahi
Her ferdinde bulunur emrahın ruhi,
Şairin şiirin, olim Erzurum.

Sevgi galasisen igidin merttir,
Toprağın verimsiz iklimin serttir.
Payına düşen çiledir derttir.
İllacın dermanın olim Erzurum.

Nesip der guş ganatsız uçarmi.
Yalancı çiçekler koku saçarmi,
Bu garibe bağrında bir yer açarmi,

Son nefeste seni anim Erzurum,
Mezerinde misafir olim Erzurum.

Nesip AYKIN

BÜLİRSEN ANA.

Bahça duvarında hıbar taşını,
Lavaş büşürdüğün tandur başını.
Kartol herlesini,gurut aşıni
Ele göresmişem bülirsen ana..

Gözün yaşli idi,nasırli elin,
Nenni söyler iken bülbüldi dilin,
Bahçaya ektiğin nergisle gülün,
Ele göresmişem,bülirsen Ana..

Bahtın gara idi,yufka yüregin,
pehte süsliyidi evin teregin,
Tutmaç çorban ile su böregin,
Ele göresmişem bülirsen Ana..

O hersli duruşunu huyunu,
Şorağli çamaşırın suyuni,
Pağır semavarda akşam çayıni,
Ele göresmişem bülirsen Ana..

Küvleye bastığın çaput bezini,
Müşiga bibinin tılig gızıni,
Ocak başındaki hisli yüzüni,
Ele göresmişem bülirsen Ana..

Tiril tiril süpürdüğün paraği,
Ekinde salladığın oraği,
Yünü işlediğin dişli daraği,
Ele göresmişem bülirsen Ana..

Koddik süpürgeni evi eşiği,
Fır fır diğe döndürdüğün teşiyi,
Beni salladığın tahta beşiyi,
Ele göresmişem bülirsen Ana...

Zehni pehlüvanın goşi atıni,
Gasap muammerin kollik itini,
Gışın yedirdiğin ceviz,tutuni
Ele göresmişem bülirsen Ana..

Çileye taliptin bitmezdi işin,
Kapı arkasında demir egişin,
Onunla bizleri çırpip dögüşün,
Ele göresmişem bülirsen Ana..

Pisigi,cücügi,birde kolligi
Ayağında sürüttüğün kaligi.
Tandurda.büşürdüğün gılıgi,
Ele göresmişem bülirsen Ana..

İdare lambasıni yakışın,
Haksızlığıa şimşek gibi çakışın.
O ela gözlerin cennet bakışın,
Ele göresmişem bülirsen Ana..

Evimizin temiz mis havasıni,
Gavurma issittiğin yağ tavasıni,
Caggılın,bediren su kovasıni,
Ele göresmişem bülirsen Ana...

Nesip Der çıktık gurbet eline,
Hasret türküleri düştü dilime,
Son bir kez başımi koysam eline,
Seni..Seni..Göresmişem Bülirsen Ana...

Nesip AYKIN

Tekirdağ 1 Nolu Yüksek güvenlikli Kapalı ceza İnfaz Kurumu

Tortumluyuz Biz

Helaldir canımız Anadolu’ya
Kanımız aksa da ırmaklar gibi
Kurbanız bayrağa, hilale aya
Bizi kızılında o saklar gibi

Anamız ağlamaz mezarımızda
Şehitlik var ise baharımızda
Yiğitlik, Dadaşlık var kanımızda
Bakışımız bizim mızraklar gibi


Elması ,armudu, vişnesi dutu
Kan ile çizildi Tortum hududu
Sokmayız Ermeni denen haydudu
Koşarız ölüme kısraklar gibi.

Bahattin Kızılkaya

KOCAKURT

Ve aleyküm selaam....

Buyur hele buyur,
Bu ne bahtiyarlık bu ne mutluluk
Hoşgeldin Kocakurt.

Vallahi gönlüm seni ummuştu
Epeydir nerelerdeydin
İnan hasret küzem seninle dolmuştu
Ne iyi ettinde geldin.

Sen gelmeseydin
Bu gün yarın ben sana gelecektim
Sende bu sıralar geciktin
Hem kendini hem muhabbetini özlettin.

Hayrola Kocareis !

Nedir o yüzündeki elem,
Nedir seni bu hale koyan yeis,

Adamı çatlatma yine
Söylesene neler oldu
Nedir bu kalmakal
Nedir efkarın ,
Sana yakışmıyor bu hal
Söyle Allah aşkına nedir mevzuu
Niye gözlerinde mor halkalar
Niye çatık kaşların.

Hay Allah !
Dolaştı elim ayağım
Hele otur
Otur da birer kahve söyleyelim.


Söylesene..

Dert almayamı,
Gam satmayamı geldin,
Derdin başım gözüm üstüne
Canımla beraber
Buyur can dostum
Bende anlamadım
Ulan zembeleksiz felek nedir bize kastin

Aldırma be Reis..
Bu dünya böyle gelmiş böyle gider
Sen gel hele gel, Buyur gönlümün baş köşesine

Biz zaten
Ne zaman denk gelmiştik ki
Hayatın zevkine dünyanın neşesine
Boşver be Reis
Yak sıgaranı, sıgaranla tazele
Daldın, unuttun yine soğudu kahve

Heyy gidi KOCAKURT

Sen ki,
Amansız pusu geçerken bile
Sevdanı sürüp gönül mavzerine,
Karanlığı yırtan
Aç sırtlan ulumalarına aldırmayan
Sinendeki yaraları sevginle saran
Umudun tükendiği gamda bile
Taş duvarlara
Sitem etmeyen adam.






Söylesene KOCAKURT

Yine hangi dosttan ihanet vurgunu yedin
Seni böyle yaralayan hangi puşşt
İnanmıyorum sen bu hale nasıl geldin,
Kimler gam düşürdü yüzüne
Bu nem nasıl yürüdü gözlerine
Gerçi halin aşikar amma…
Benimkide
Laf ola beri gele işte.

Bilirim gitsede başın
Gönlündekiler dökülmez kelama
Hislerin düşmez lisana,

Söylesene be Reis,
Nedir bu bilinmeyen sır çözülmeyen muamma
Kırgınlıklarımız hep bizimlemi gidecek mezara.

Söyle be Reis
Nedir bu mutsuzluk
Nedir gözlerindeki umutsuzluk
Niye biz gönül hapsinde
Niye sırlarımız tabutluk.

Allah aşkına !
O tarafa suskunmu gideceğiz
Bedenimizle beraber
Sırlarımızıda mı gömeceğiz.

Yine Tegafül eyleyip
Vefadan,erdemden,diğer gamlıktan
Hep biz mi bahsedecegiz
Allah aşkına bu kavanoz dipli dünyanın kahrını
Hep bizmi çekeceğiz



KOCAKURT
O dinmeyen yalnızlığın girdabında bile
Fikrimizi prangalayıp mazideki güzelliklere
Hep hayalde yaşattık maziyi
Yokluktaki varlığı,yalnızken çokluğu
Bir lokmada paylaşılan zeytini.

Aldırmadık biz,
Ruhumuzu inciten ıslak joplara,kör kurşunlara
Hainler bizim çığlıksız feryatlarımızda bulurken zevklerini,
Biz ne umutlar sığdırmıştık
On dakikalık voltalarla karacık avlulara,
Kahpe kurşunların cenderesinde
Karanlığa inat,umutsuzluğa isyan
Bir sadık güvercinimiz vardı gönül penceremizde.

Sadece bizi değil,
Dünyayı kurtaracak umutlar beslerdik içerimizde,
Dertlerimizi paylaşırdık
Soğuk demirlerle kara gecelerde,
Taş duvarlarla ağlaşırdık
Boşa giden emeklerimize,kaybolan gençliğimize

Ama bugün ahh bugün
Acımasız yalnızlığın geçit vermeyen derbentlerinde
Kahpe kurşunlar sıkıldı
Dostların elleriyle yüreklerimize.

Aaah KOCAKURT
Seni bilmem amma
Vallahi ben yeğlerdim bu güne,
Keşke yıllarca kalsaydım
Soğuk mahsenlerde, en acımasız işkencelerde.
Beni deli eden dünleri
Bugün unutturdu
Satılmışlığım, aldatılmışlığım,kullanılmışliğım
Kurşundan ağırmış
Umudun tükendiği gama atılan dost gülleri.
Velhasıl Kocakurt

Ben bugünde değil dünde yaşayacak adammışım
Vallahi cennetmiş bize
O soğuk zindan,

Kocakurt sen derdin ya…

Bu vefasız dünyada umutla yaşar insan
Ve harcandıkça, aldatıldıkça büyür adam.

Sadede gelirsek kocakurt
Hem sana hem bana gülmedi hayat
Sen benden beter ben senden berbat VESSELAM......


EROL ERGEDİK
TORTUM KONAK MAHALLESİ

2008

''DARGINIM''

Dar günde,umutla beklediğim an
Bir selam vermeyen kula dargınım
Yusuf gibi,kör kuyuyuya düşerken
Elimden tutmayan ele dargınım

Kader çizgisinde yürür gideriz
Umut dünyasında,hayal güderiz
Her zaman ağlarız,bazen güleriz
Kem söz edip kıran dile dargınım

Ayakta durmaya yoktur mecalim
Dört gözle beklerim,gelsin ecelim
Ne ayağım tutar ne tutar kolum
Genç yaşta kırılan bele dargınım

Zor günümde,tanımayan bilmeyen
Çaresi var iken,merhem olmayan
Ömür boyu,gönlümüze girmeyen
Riyakar dost,para pula dargınım

Beni vatanımdan alıp götüren
Sıladan uzakta,hep süründüren
Bizi,bizden alıp, toprağa veren
Dostumdan ayıran yola dargınım

Çok çileler geldi geçti başımdan
Felek ayrılmadı,bir gün peşimden
Yastıklar ıslandı,her gün yaşımdan
Gözümden çağlayan sele dargınım

Gönlümüz kırıktır,yüzümüz gülmez
Yürekte neler var hiç kimse bilmez
Belki,devran döner,hiç belli olmaz
Ocağım söndüren yele dargınım

Canip der:sabreyle teslim ol hakka
Derdimiz bir değil,çekemez okka
Böyle gelmiş böyle gitmez mutlaka
Kanıyor yaramız ,hele dargınım.
                                                     AĞASELİ CANİP

NEFİS

Esir eder kendine yürekleri mühürler
Acıyı tatlı eder, tatlı aşın zehirler


Batıl, fitne, yalandır, şehvettir güzergâhı
Dil Hakkı tespih etmez unutunca dergâhı


Durulmaz onla akan sular durgun aksa da
Tövbe bilmez nefaset kendi kendin yaksa da


İlahi bir kapının olmaz bekçisi kulu
Kibirdir baş mertebe nefis her şeyden ulu


Kul olunca nefisine kişi çok arsızlaşır
Akılla dolu başın hallerine sızlaşır.


Gün bu gündür hep ona yarına yeni plan
Zevk, sefa, eğlenceden geriye kalan, yalan


Şu nankör olmasaydı sapmazdı yoldan insan
Köle olunca ona hal olur hep perişan


Uyan ey deli gönül, şu nefse artık gem vur
Bak her şeyin kaybettin kalmadı şeref, onur


Günahsız olmak kolay nefsini yense insan
Besmeleyle başlayıp Allah dese bir lisan


Ateş ateşte yanar, ateş olup kudurur
Ateşten de yakıcı düşman yanında durur


Rabbim bana yardım et, uydurma sen nefsime
Nasip et salavatı n’olur son nefesime


Bahattin varsa aklın düşme tuzağa sakın
Düşmanından uzak dur ol hep Allah’a yakın.

Bahattin Kızılkaya

ANLAYAMADIN

Dertler senden geldi, senden her acı
Senden gelen derdin sensin ilacı
Derdin de devan da başımın tacı
Seni sevdiğimi anlayamadın.

Hüsranım oldu hep kimsesiz sabah
Ağarttı saçımı çektirdiğin ah
Ne, çaredir “keşke”, ne şimdi “eyvah”
Seni sevdiğimi anlayamadın.

Yılan eğrisinde kıvrımlı yollar
Beni bu sevdanın peşinden yollar
Hicran yaylasında dert sarar kollar
Seni sendiğimi anlayamadın.

Zemheride sana gonca gül derdim
Goncalara katıp, kalbimi verdim
Sana hep “bir tanem” “sevdalım” derdim .
Seni sevdiğimi anlayamadın.

Anlasan da beni anlamasan da
Dinlesen de beni dinlemesen da
Şenleşen de beni şenlemesen da
Seni sevdiğimi anlayamadın.

Bahattin Kızılkaya

GİTTİN YA

Buruk bir tebessüm aklımda kalan
Son göç ün ağıtı henüz bitmede
hüzünlü bir türkü dilim ucunda
İçimde o sonsuzluğa gitmede

Hasretler ard arda tren misali
Yanık bir ıslığı andırır rüzgar
Raylar bedenimde tren içimde
Geçmede ruhumdan bomboş vagonlar

Kimsenin sorduğu aradığı yok
Gölgeme çarpıyor dönüyor sesim
Kahrolurum onsuz uzun geceler
Kendimi sarıyor kendi nefesim
Rafet YILMAZ


GİT
Çıksana hayatımdan ömrümü verdiğim sır
Yakma yanan kalbimi tatmadığım ilk aşkım
Girme gecelerime uykumu bölen kusur
Git haydi daha dönme yanarsa içim yansın
Rafet YILMAZ



Ve leyl i nazarın o mah ı siman
Nihayet perişan eyledi ruhum
ne ben koydu bende ne koydu iman
Bedbaht yüreğimde bitti gururum
Rafet YILMAZ



Mahmurluğa büründü alemde bitti ahkam
Sindi Leyl in koynuna uykunun ahangiyle
Çıtı yok rüyaların ,sükut içinde mekan
Bozdu bu sırrı şafak yeni günün rengiyle
Rafet YILMAZ


Ufuklarda bulutlar kızarırken sessizce
Rüzgarlarda uçuşan saçlarını göreyim
Doldu bir ikindide yüreğime sinsice
Sevgin taşınmaz oldu dönde geri vereyim.
Rafet YILMAZ


En son çizgisinde kaybolup gider
Ufkun kızılının en ötesine
Sevdam türkü olur tüterde tüter
Hasretin en uzak iklimlerine

Dolar yüreğime bir bezgin yangın
Dolaşır pervasız damarlarımda
Kaynatır kanımı tutuşur sevdam
Uzak gurbetlerin akşamlarına

Artık ne ar kalır ne edep bende
Sevdam bir günahtır şimdi bedende
O soysuz ardına dönüp gidende
Bende yere bakan bir yürek kalır
Rafet YILMAZ


Kapkara oldu dünya ışıklar cılız cılız
Söndürdük hakikatin nurlu fenerlerini
Adamlar arda kaldı makamlar doldu moloz
Münafıklar dünyaya sundu hünerlerini

Tarumar oldu alem yok oldu edep namus
Gecelerde rüya yok ,uykular doldu kabus
Zorlaştı konturolü tümör habismi habis
Kahramanlık terketti mertlik siperlerini

Herbir yöne esmede rahmeti yok rüzgarlar
Her köşeye kurulmuş fesat kazanı kaynar
Gündüz geceye uymuş günler bile riyakar
Rahmet yağan bulutlar kıstı pınarlarını
Rafet YILMAZ


Tarifi endamın sevdadanda zor
Derin bakışların deryayı hazar
Yanılsam eylesem bir aşkı nazar
Yanar bakışlarım düşer yerlere

Ey mah yüzlü sevdam ay şems i nurum
Yakar nazarımı kavurur nurun
Rezil rüsva olur biter gururum
Pervane olmaktan boş hayallere
Rafet YILMAZ

ERZURUMDA AKŞAM

Turuncu bir mevsim ufkun üstünde
Sonsuz meçhullere uçmada kuşlar
Bıçak gibi keskin hasret içimde
Hüznümü deşmede sonsuz uçuşlar

Titrek bir göz kırpış soluk güneşte
Güz akşamlarına esmede yeller
Kuşkulu alaca vurdu yerlere
Köşe başlarına sindi gölgeler

Serildi ovaya tülden bir akşam
Gömüldü gecenin içine yaşam
Yanık bir türküdür gönülden taşan
Şu yüce dağları duman kaplamış.
Rafet YILMAZ

BENİM AHVALİM:

Ne gündüzüm gündüz,ne gecem gece
Ben gülü dalında gördükten sonra
Öldürürür bu sevda beni gizlice
Bir hoyrat dalından kırdıktan sonra

Ne güneş doğuyor karlı dağıma
Ne bülbül geliyor bahçe bağıma
Kıranlar iniyor şen ocağıma
Ok vurup sinemi yardıktan sonra

Ne bahar geliyor,ne kış bitiyor
Ne sevda tükenip gönül geçiyor
Ne gözüm görüyor aklım yetiyor
Felek sillesini vurduktan sonra

Tasada bu gönül artık gülmüyor
Bulutlar başımda,güneş doğmuyor
Şimşekler çakıyor,yağmur yağmıyor
Bu sevda benimle olduktan sonra

Hayali kayboldu,sevgisi serde
Sevgili dermandır,bütün her derde
Dünyada değilde belki mahşerde
Kavuşur aşıklar öldükten sonra

Canibim bahçede bir dal misali
Hazana uğradım döktüm gazeli
Keşke görmeseydim,huri güzeli
Gidip de ellerin olduktan sonra!
04/05/2000
Ağaserli Canip

KADER

Bir gülün sevdası,sardı serimi
Od sineme düştü,kül asumana
Canımı uğruna edeydim heder
Rıza'i takdirdir,kul masumane

Dalmışım çıkamam arzın yerine
Tasavvur eyleyip düştüm derine
Ne altı ne üstü yoktur görüne
Salmışım yelkeni derin ummana

Sevdaya düşmüşüm,görmüyor gözüm
Zaten yaralıyım,çünkü öksüzüm
Zaybettim kendimi idraksiz sözüm
Yanarım dönerim şama pervane

Bu sevda hiç beni etmedi iflah
Her derde dermanı veriyor ALLAH
Herkese elveda deyip eyvallah
Yetişem ahrete giden kervana

Canibim gülsemde içim kan ağlar
Yüklense derdimi çekemez dağlar
Viran oldu bağım,soldu yapraklar
Ağlarım gözlerim döndü giryana

15/03/2005
Ağaserli canip

MAZİ'M

Çavdar ekmeğini soğuk su ile
Katık edip zorla yutmuşam dadaş
Hem inek hem öküz hem de kuzuyu
Kireçli dağında gütmüşem dadaş

Tohumu ekerdik cılga çift ile
Dağ taş cıvıl cıvcıl halk kitle kitle
Boğuşur dururduk sirke bit ile
Harampetin sırtta yatmışam dadaş

Sekide kalırdık ahır kokmazdı
Soğukta dışarı kimse çıkmazdı
Çeşmeler donardı sular akmazdı
Ayazda çok nöbet tutmuşam dadaş

Ramazan gelirdi yüzler gülerdi
Herkes namaz kılar dilek dilerdi
Büyükler konuşur küçük dinlerdi
Hikaye,çok masal satmışam dadaş

Saatimiz yoktu,sabah namazı
Kaçırır dururduk,gah bazı bazı
Şafağı beklerdik,açsın gök yüzü
Horozla uyanıp,ötmüşem dadaş

Ne şampuan vardı ne kalgon derdi
Ne milangaz derdi ne de tüp derdi
Ben çalı toplardım anam üflerdi
Bacadan dumanla tütmüşem dadaş

Ne enflasyon vardı nede işsizlik
Yoktu hayasızlık yoktu dinsizlik
Herkes saygılıydı yoktu densizlik
Büyüğe hep hürmet etmişem dadaş

Canibim aç kaldım açım demedim
ALLAH'a şükrettim haram yemedim
Ne çamur ne yağmur ne kar demedim
Tortumda okula gitmişem dadaş

AĞASERLİ CANİP

Ben şimdi çok uzaklardayım
Bedenimi rüzgârlara bıraktım
Ruhum Allah’a emanet
Sen kim bilir nerdesin, kimlerlesin?
Arzuların doruğunda sırılsıklam duygular
Sen her şeyden uzak
Ama hatıralarla yanımdasın
Bağlamıştım hayatımı saçının bir teline
Öpmüştüm gözyaşlarını
Islak yanaklarını sildiğim mendili hala saklıyorum
Saplanmış bir hançer gibi göğsüme.
Kulağımda cıvıl cıvıl sesin
Ve karşımda alev alev nefesin
Dokunur bedenime kor gibi tenin
Aah nerde şimdi
Bakarak kaybolduğum cennet rengi gözlerin.

Sana sitem etmeye kıyamıyorum canım benim,
Okyanuslar kadar derin sevgimi sana adadım
Varlığıma vesile oldun vefasız olsan da
Hep seni aradım sensiz boş sokaklarda
Belki rüzgârda kokunu duyarım diye.
Hayallerime sarıldım,
Tutup ellerinden dolaştım saatlerce
Sarılıp o incecik beline öptüm gül dudaklarından,
Okşadım saçlarını sarhoş olana kadar.
Ay ışığının yapraklarda gezdiği gibi
Sarıldım, kayboldun kollarımda
Yanağın yanağımda.
Göğüslerinde eridi sinem
Kolların dolarken boynuma
Yağmur çiseliyordu yavaş yavaş gözlerinden
Dudak dudağa
Sonra yığıldın kollarıma
Arzuların en uçarısında doruklarda
Islatırken ruhumu senle dolu her zerre
Umudumu sana bağladım
Zülfünün tellerinde kaderim
Her an yele kapılır gibi
İsimsiz şarkılarda sen yankılandın
Yarınım diye sana koştum
Emelimi ıslak mısralara gömdüm.
Kızıl ışıklarla gündüzler gece oldu
Karanlığıma sen ışıdın pırıl pırıl
Acımadan vuran da sen.

Neyleyim ben seni, söyle neyleyim
Dilim varmıyor ki
Bu aşk bitti, elveda diyeyim
Ne sevgilim oldun, ne de düşmanım
Aldırmadın çaresizliğime
Dindirmedin için için kanayan kalbimin feryadını.
Bir aciz kulum ben yanar bedenim
Yazılmış alnıma yarım aşk benim
Adınla süslensin beyaz kefenim
Gözyaşımla yıka beni sevgilim

Neyleyim ben seni,
Söyle senin gibi sevgiliyi neyleyim
Aşkımı kalbime gömüp
Bu son mektupla seni terk eyleyim.
Bahattin KIZILKAYA

Bu şiir sevgili öğrencim ve evladım Orhan Ataman için.
Sevgilerimle

GÖÇ
Budandı dallarım, kurudu bahçem
Peynirsiz ekmeksiz dürüldü bohçam
Cepheden dönmedi gencecik kocam
Ben de vatanımdan koptum gidirem

İki yaşındaydı henüz Mehmet’im
Yanıma kâr kaldı onca zahmetim
Uzaktan uzağa gelsin rahmetim
Mezar taşlarını öptüm gidirem

Her ne gelir ise Hüda’dan gelir
Ezeli, ebedi yalnız O bilir
Zalimin cezası bir gün verilir
Sıdk ile Allah’a taptım gidirem


Yurdumun tapusu mezar taşımız
Aldınız elimden ekmek-aşımız
Doğrulacak elbet eğik başımız
Balta, kazma, nacak kaptım gidirem.

Gidiren sanmayın dönmeyeceğim
Tortum’u kimseye vermeyeceğim
Hilal misaliyim sönmeyeceğim
Bayrağımı kefen yaptım gidirem

Bahattin Kızılkaya

HER TÜRK ASKER DOĞAR ŞAHİN BAKIŞLI

Bilmez idim nasıl zulüm görmüşüz
Dedem anlatırdı gözleri yaşlı
Önlerine etten siper örmüşüz
Katledilmiş çocuk genç ile yaşlı

Yaşlar süzülürdü aksakalından
Kocaman bir kambur çıkmış dalından
Hainden soysuzdan ve çakalından
Bacağında şarapneli nakışlı

Un yok ambarlarda tekne boşanmış
Hayvanlar aç susuz merekler yanmış
On yaşında çocuk silah kuşanmış
Çok derin bakışlı ve çatık kaşlı

Devlet bir savaşta millet perişan
Her taraf kan gölü ağlıyor vatan
Yardım et bizlere Ulu Yaratan
Dilimiz duada gözümüz yaşlı

Elleri kınalı taze gelinler
Sessiz çığlıkları duvarlar dinler
Cesetler sahipsiz yaralı inler
Şiirler hep ağıt sözümüz yaşlı

Doğrul ey Dadaşım vatan perişan
Uyan ey Türkoğlu atan perişan
Kanını toprağa katan perişan
Ocağımız sönmüş, közümüz yaşlı

Bahattin diyor ki kanım Türk kanı
Aziz bildim, candan aziz vatanı
Ceddine bak gardaş, kendini tanı
Her Türk ASKER doğar şahin bakışlı
Bahattin Kızılkaya


   Ziyaretçi Defteri
memettçakmak
YAHU BU MUSTAFA UĞUR KİMİSENE GÜZEL SÖYLEMİ HELE BAKIN KARĞALARDA ĞÜLÜYORMU CANIM BENİM
trtml
Arkadaşlar Gümüşhanenin Tortum kadar olan ilçesi Kürtün MYO nu incelemenizi ve DSİ nin yaparak üniversiteye devrettiği binaları internetten inceleminizi tavsiye ederim.
trtml
İşlerimin yoğunluğu nedeniyle birkaş aydır siteye uğrayamadım. Ancak değişen şeyler olmuş. Ümidimizi kesemeyiz çünkü gelecekteki güzel şeyler Tortum un ve Tortumlunun olacaktır. Emin abi sana ve site okuyucularına ve Tüm Tortumlu kardeşlerime selamlar.
Konak
Ümidi keskek kaybetmektir.Ümitsizlerin çoğunlukta olduğu toplum da değişimi yakalayamaz.
Mustafa Uğur
Tortuma belediye başkanı olmayı düşünüyorum.Projem fabrikayı yeniden açmak bu projemi yayınlarsanız sevinirim.Hayırlı günler
Oku || Yaz
   Hava Durumu
|| ANA SAYFA || COĞRAFİ DURUMU || BELDELERİMİZ,KÖYLERİMİZ VE İRTİBAT ADRESLERİ || ZİYARETÇİ DEFTERİ || RESİM GALERİSİ || NOSTALJİ || SİZİN ŞİİRLERİNİZ || TORTUMDAN BAKIŞ (Bahattin KIZILKAYA) || GURBETTEN SILAYA (Rafet YILMAZ) || TORTUMDA İLKBAHAR ||
   Tüm Hakları CENNETTEN BİR KÖŞE TORTUM 'na Aittir. © 2010