|
|
 |
|
Sevgili hemşerilerimiz bu sayfayı Bahattin hocama ayırdık. Bahattin hocamızın yazılarını şiirlerini ve görüşlerini burdan takip edebilirsiniz. Hocamızında bu sayfadan haberi yok umarım bizi kırmaz ve süprizimizi hoş karşılar | Yaşamı Nasıl Yaşıyoruz? Yaşam sözcüğünün anlamını, doğumla ölüm arasındaki zaman dilimi olarak değil de, bu zaman dilimini biçimlendirmek olarak aldığımızda, bu biçimlendirmeyi yapabilmek için kişinin sanatçı olması gereği ortaya çıkar. Tıpkı ağacı, demiri, taşı biçimlendirmek için sanatçı olma gereği gibi. Kim, ne kadar sanatçıysa, biçimlendirdiği süreç o kadar hoşlanacağı bir şekil alır. Yaşam sürecinin aldığı şekiller, birey ve toplum tarafından birçok tezatla tanımlanır. Mutlu-mutsuz, güzel-çirkin, ahlaklı-ahlaksız, başarılı-başarısız, zengin-fakir, saygılı-saygısız…… Kime ne faydası vardır peki bu isimlendirmelerin? Bazen içinde kaybolduğumuz; bazen de kendimizi tek başımıza hissettiğimiz bu kocaman toplum içinde birey olarak yaşayan insanların bazıları, hep saygın olmaya çalışırken, kimisi zaten saygındır. Bazıları da vardır ki; kimin ne düşündüğüne aldırmaz bile. Kimisi sevimli görünmeye çalışırken, kimisi zaten sevimlidir. Kimisi “İYİ İNSAN” etiketini kazanmak için yuvarlanırken, kimisi zaten iyidir. Bazıları da vardır ki; hiç kimse umuruna bile değildir. “Kişinin ne düşündüğü kendini bağlar.” Misali. Bir arkadaşım, yaz-kış beyaz gömlek, siyah kumaş pantolon ve yumurta topuk siyah ayakkabı giyerdi. İlk giydiği gün ayakkabılarının tabanına basar, beyaz gömleğinin cebinde bazen Maltepe, bazen de Marlboro sigarası taşırdı. “Tiryaki sigara değiştirmez” kuralından hareketle bu değişikliğin sebebini sordum bir gün. Aldığım cevap oldukça basit ama düşündürücüydü: —İşim iyi olduğu zaman Maltepe; bozuk olduğu zaman da Marlboro içerim. Cevabı, sürç-ü lisan diye düzeltmek istedim; ama müdahale ederek sorumu doğru cevapladığını açıkladı. Sebebini sorunca da şu açıklamayı getirdi. —İşim iyi olduğunda, cebimde param oldukça benim hakkımda kim ne düşünür düşünsün. Ama işim bozuk olunca kimse bilsin istemem durumumu. Bu kısa örnek insanları sınıflandırmak için sanırım yeterli bir gerekçe olur. Buna göre: 1. Toplumun düşüncelerine aşırı derecede rağbet göstererek davranış geliştirenler. 2. Kendi sesini dinleyenler; olmak üzere ikiye ayırıyorum insanları. Tabi bunlara zorla ve baskıyla, istem dışı gerçekleştirilen davranışlar da vardır. Bunlar istem dışı olduğu için sınıflandırmanın dışında tutuyorum. Çoğu kez bir sülüetin arkasına saklanırız. Oysa o sülüetin arkasında gerçek bir insan vardır ve o insan bizizdir. Ne yazık ki; biz, arkasına saklandığımız sülüetin farkındayken kendi varlığımızın farkında bile olmayız. İnsan hayatının özellikle gelişim döneminde kendisine mutlaka etki yapan kişilikler vardır. Hatta olmalıdır. Tabii ki; tıpkıbasım kitap gibi değil. Önemli olan doğru kişi veya kişileri bulmak! Kime, neye göre ve hangi doğru? İşte yaşam sanatının billur sorusu bu. İkinci bir kilit soru daha: Kopya mı, süzgeçten geçirerek şahsa özelik kazandırmak mı? Yukarıda açıkladığım fikirlerimden sonra birinci ve ikinci maddeleri nazar-ı dikkate alarak aşağıdaki soruları cevaplamaya çalışalım. Sanıyorum verdiğimiz cevaplar kendimizi aynanın karşısına geçirmemiz veya kendimizi terazinin gözüne koymamız olacak.(Büyük bir cesaret istese de bunu yapalım lütfen) *Kim için yaşıyorum? *Kimi, niçin örnek almalıyım veya aldım? *Görünenimle, içimdeki “BEN” birbirine ne kadar benziyor? *\"Kim ne der\" diye düşünüyor muyum? *Attığım adımı harekete geçiren kim? *Önce “ben” mi, başkaları mı? *Hayran olduğum, gıpta ettiğim kimseler var mı? *Hayran olduklarımın eleştirilecek yanları var mı? *Hayran olduklarımı eleştirebiliyor muyum? *Kimden ve neden nefret ederim? *Başkalarının benden nefret etmesiyle ne kadar ilgilenirim? *Kimlere örnek olabilirim? *En beğendiğim yanım ne? *Beğenmediğim yanım ne? *Kişilerle ilişkilerimde hangi değer yargılarım ön plandadır? *Başkalarının hangi davranışlarını “kusur” diye nitelendiriyorum? *Hangi davranışlarım çevrem tarafından kusur olarak nitelendirilir diye düşünüyor muyum? Nasıl? Karşınıza çıkan tabloyu beğendiniz mİ? Sanırım kim olduğumuzu şu an biraz daha iyi anladık değil mi değerli dostlar? Sağlıcakla kalın, mutlu kalın ama hep kendinizle kalın. Bahattin Kızılkaya | | DÜNÜ VE BUGÜNÜ İLE 1 MAYIS Günlerdir kamuoyunu meşgul eden 1 Mayıs\'ın tarihi gelişimine bir göz atalım ne dersiniz saygıdeğer okurlar. Avustralyalı işçiler ilk olarak 1856 yılında günlük çalışma saatlerinin 8 saat olarak sınırlandırılası amacıyla bir araya gelerek eğlenceler düzenlediler. 1866 yılında Uluslar Arası İşçi Birliği(1.Enternasyonal) 8 saatlik iş günü için çağrıda bulundu. 1886 yılının 1 Mayısında Amerikanın her yerinde işçiler grevler, mitingler ve eylemler düzenlediler. 8 saatlik işgünü talebinde bulundular. (Chicago)Şikago\'da 200 bin işçi iş bıraktı. Bu isteklerini yaptıkları eylemlerle kazanmaya çalıştılar. Bu yasal olmayan göfterilere yönetim güç kullanak müdahale etti. 4 işçi lideri idam edildi, bir çoğu işten çıkarıldı, bir kısmı da kara listeye alındı.1889 yılının 1 Mayısında toplanan 2. İşçi Kongresinde Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs işçilerin uluslar arası birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak kabul edildi. O günden bu güne 1 Mayıs, sınflı toplum düşüncesinin mimarları tarafından birlik ve dayanışma günü olarak kutlanmaktadır. İşçilerin bu haklı mücadeleleri ve 1 Mayıs işçi bayramına diyeceğimiz yok. Haklarıdır, hatta olmalıdır. Çünkü işçi alın terini ekmeğine katan insan demektir. Demokratik toplumlarda elbette ki bu insanların hakları yasalarla güvence altına alınmalı. Sendikaları, grev hakları olmalı. Türkiye\'de kutlanan 1 Mayıslara bakıldığında sanki farklı bir boyut kazanmış gibi. 1980 öncesi 1 mayısları hatırlayanlar bilirler. Kulama ve hak arama hüviyetinden tamamen uzaklaşmış olan bu etkinliler adeta bir ideolojinin ülke yönetimine hakim olması için verilen mücadelelrinin sokağa taşmış kanlı bir eylem gününe dönüşmüştür adeta. Marksist- Leninist düşüncenin hakimiyetini kırmaya çalışan materyalist düşünce hareket noktası işçi haklarının savunulması değil, çarlık Prusya\'sının yıkılışı olan 1917 komünist hareketi olmuştur. Yani amaç “üzüm yemek değil, bağbanı dövmek” olmuştur. Bu yaklaşım biçimi hem Maocu zihniyetle Leninci ideolojiyi birbirine düşürmüş; hem de her iki düşünce Milliyetçi-muhafazakar düşünce sahiplerini karşısına almıştır. Amaç doğrudan Cumhuriyet rejimini değiştirmek olunca haliyle devleti de karşısına almıştır. Bazı kaynaklar 1 Mayıs 1977 tarihini “Kara 1 Mayıs” olarak addetmekte. Elbette 36 kişinin ölümüne neden olan bir olayın yaşandığı gün kara gündür. Buna bu yönüyle katılmamak mümkün değildir; ama acaba 1 Mayıs 1977 tarihinde Taksim Meydanı\'nı dolduranlar kimlerdi ve işçi hüviyetinden uzak, çoğunluğunu memur ve üniversite öğrencilerinin oluşturduğu bu kalabalığın hangi sloganları attıklarından haberleri var mı? Rus ve Çin komünizmine satılmış düşüce sahilerinin amaçları neydi bunu hiç sorguladılar mı? Dün, Rus komünizmi mi, Çin komünizmi mi tercihini yapamayanların ve meydanları kan gölüne çeviren eli kanlı katillerin 1 Mayısları, bu gün PKK denen çapulcu sürüsünden ibaret Ermeni yalaka ve uşaklarının gene sokakları kana bulamak için fırsat bildikleri bir tarih olmuştur. İşbirlikçi, satılmış medya mensupları!...(Bu kategorinin dışında kalanları tenzih ediyorum)Hadi iş başına. Ermenici olmanın, Amerikacı, Rusyacı olmanın tam fırsatını yakaladınız. Devletin ve milletin devamlılığı için cansiparane görev yapan asker ve polisimizi suçlamak için mükemmel bir imkan yakaladınız.(!) Bakalım yarın hangi başlıkları sürmanşetten vereceksiniz? Yarın 1 mayıs. Hangi işçiler meydanlara dökülecekler? Orta okul veya lise mezunu olup günde birkaç saat masa başında oturan, kalan zamanını da keyfine göre değerlendiren ve 2-3 bin YTL maaş, yılda birkaç ikramiye alan işçiler mi(!), yoksa toprağın binlerce metre altına çalışan gerçek işçiler mi? Yarın 1 Mayıs. Hangi işçiler sokaklara dökülecekler? Bizim kardeş diye nitelendirmemize rağmen etnik kimliğini bir ayrıcalık ve öz vatan evlatlarından üstünlük olarak gören; vergi ödemeyen, elektrik- su parası ödemeyen vatan hainleri mi? Günüz iş yerinde memur veya işçi olup gece askerimize silah sıkan hainler mi; yoksa asgari ücrete tabi olup aldığıyla kıt-kanaat geçinerek “Allah devletimize zeval vermesin “ diyen masum vatandaş mı? Sözlerimi fazla uzatmak istemiyorum. Çünkü; biliyorum ve inanıyorum ki; kalbinde Allah imanı ve vatan sevgisi olan herkes benim yazdıklarımı tasdik ediyor ve biliyor. Yorumu sizlere bırakıyorum. Saygılarımla | Selam, sevgi ve saygılarımla başlamak istiyorum Can Dostum Tortum sevdalıları. Birkaç mevzuyu kendi üslubumla dile getirmek istiyorum. Dolayısıyla bu konuları maddelendirerek kolay anlaşılmasını sağlamak istiyorum. Zira aramızda adını ilk defa gördüğüm bir-iki kendini bilmezin anlama kapasiteleri sanırım yeterli değil. Bu arada böyle bir cümle kullandığım için de sizlerden özür diliyorum. 1. \"Tortumlu olmak bir ayrıcalıktır.\" Evet doğru. gerçekten çok büyük bir ayrıcalık. Ama hangi Tortumlu için ayrıcalık? Kocaman kafasında kuş beyni taşıyan ve kendini toplumun en akıllısı sayanların Tortumlu olması beni şahsen utandırıyor. Kendi kişisel egolarnın tatminini ilçe çıkarlarının her zaman önündetutan insanların Tortumlu olmasından ytanıyorum... Milli ve manevi değerlerimizi alet ederek başkalarını kandıracağını sanarak kafasını kuma sokan devekuşu misali yaratıkların Tortumlu olmasından utanıyorum. Hani bize hep bir isimle hitap ederler ya bu hitabın ısrarla devamını sağlamaya çalışan ve semari başkalarının sırtına vurmaya çalışanların Tortumlu olmasından utanıyorum. Devlet dairelerinde görev yapan yabancı memurların bir kısmının önünde adeta maymun gibi takla atanların Tortumlu olmasından utanıyorum.(Elbette saygılı olmak, onları bağrımıza basmak gerekiyor ama önlerinde yuvarlanmak asla..) Tecelli etmeyen adelet tepki koymayan , Kalıplaşmış siyaset düşüncesine tepki koymayan; para, mevki, makam ve etiket için el-etek öpen kişilerin Tortumlu olmasından utanıyorum. Adam gibi adam olan, can olan, canan olan; kadını, erkeği, yaşlısı genci, alimi, cahili kısaca her hepsine can kurban. Tortumluluk vasfını yitiren insan tipi şu an Tortum\'da Tortum\'a hakim. 2. Münasebetsizce ithamlarda bulunan kişiler, bu sitenin kişisel egoların tatmini için kullanıldığı beyan ediyorlar. Bu ne terbiyesizlik? Öncelikle ithamda bulunduğun insanların kim olduklarını tanı. Hiç kimsenin öyle ucuz hevesleri yok bilesiniz. Haaa elinden geliyorsa buyur sen de yaz. yaz biz de okuyalım. Yoksa camın arkasından bu gönül yuvası \"Tortum Com\'a\" zarar vermeye çalışıyor veya yazan arkadaşlarımızın şevkini kırmaya çalışıyorsanız... boşuna... o kadar kolay değil. Bu sitenin hizmet vermesi için emek veren arkadaşlarımızın alın teri ve emekleri o kadar ucuz değil. 3.Kendi penceremden bakarak şu tesbiti yaptım. Yeni nesil Tortumlu kardeşlerim aydın, açık fikirli, geleceği gören, kendine güveni olan, hadiseleri kendi mantık süğzgecinden süzebilen bir nesil. NE YAZIK Kİ; BU ALTIN NESİLDEN Tortum\'da yaşayan çok az insan var. Ekmek kavgası sebebiyle vatan hasretini kardeş gibi bağrına basmış ve alıp başını gitmiş. Kim kalmış Tortum\'da? Ortayaş üzeri büyüklerimiz. tertemiz kalpleri her denene inanır ve yalanlarla kandırılır. Kandırılabileceğini aklının ucundan bile geçirmez. Çünkü; kendi kalbi göze suyu gibidir. Herkesi kendi gibi zanneder. O asla yalanı bilmez. Birkaç kişi Tortumda siyaseti, siyasetçiyi: ekonomiyi, esnafı yönlendiri. Yani kim olursanız olun sevk ve idare onların elindedir. Siz değerli kardeşlerim şu an Tortum\'da olsanız eminim ki Toetum\'un çehresi çok kısa sürede değişmeye yüz tıtacaktır. Ama..... yoksunuz.... Bu sözlerimin en iyi şahidi Sayın İrfan Korkmaz Hocamdır. Çünkü; Tortum\'da görev yaptı. Kısa bir süre de olsa. 4. Tortum\'dan ayrılma meselesini kısaca açıklayayım dostlarım. Aslında mesleğimi çok seviyorum ve en verimli olacak dönemim; ama emekli olmaya karar verdim. Erzurum\'a yerleşip orda başka bir işle uğraşcağım Allah kısmet ederse. Kısmet olursa 15 mayısta ilk kitabım çıkacak. tabi devamı da gelmeli. Dolayısıyla yazmaya ve okumaya daha fazla zaman ayırmam gerekiyor. Tortum\'a da ara sıra pikniğe geliriz kısmetse. 5. Son olarak size sevindirici bir haber vereyim. hani epey önce Kenan Evren caddesinde 3 yıldan beri bekleyen taşlardan bahsetmiştim. Hani şu yıkılmaya yüz tutan köprünün yanına dökülen taşlar. hele şükür bugün kaldırıldı taşlar. Gerçi körünün üstümde açılan delikten çayın akışını seyretmek mümkün ama ne yapsınlar adamlar. Kısmet olursa mahalli seçimlerden sonra yapılır inşaaaaaaaaaaaalah!.... 6. Son olarak gerçek torumluyu tasvir ettiğim şiirimi siz gerçek Tortum sevdalılarına sunuyorum. Bendeki Ben İnsanım aç nefsime, uyup hata yapsam da Aczime esir düşüp, benliğimi eritmem Karlı dağ başlarından tipi olup kopsam da İşim olmayan yere başım alıp seğirtmem Umudu sele verdim, gamın elinden tutup Şiirlerle avundum, vuslatımı unutup Külü odla tutuşan gönlümü de avutup Maddeye köle olmam, biçaredir dedirtmem Mazluma dokunamam, nefretle bilenemem Onurumu kimseye çiğnetip silinemem Aç yatarım arımla merhamet dilenemem Leş kargası olana rızkımı da yedirtmem. Bahattin Kızılkaya | Her zaman boynumuzun borcu olan, selam, salat ve muhabbetlerimi sunarak merhaba diyip başlamak istiyorum. Saygıdeğer gönül dostlarım ve Tortum sevdalısı kardeşlerim. \" Söz vardır söz içinde adamı ihya eder; söz vardır söz içinde adamı mahv-ı perişan eder.\" Doğru mu bu söz? Katılmayan varsa sözün doğruluğuna lütfen yazımı okuma zahmetine katlanmasın. Saygıdeğer dostlarım; biliyorsunuz veya taniyorsunuz beni. Ben, Tortumluyum ve Tortum\'u seviyorum. Haaa! Tortm\'da kalacak da değilim. Kalsam da, gitsem de Tortum benim dedemim mezarının olduğu yer. Her zaman, her an ve her halukarda o değerini koruyacağım bu değerleri. Zira beni ben yapan en önemli unsurlardan biridir bu vasfım. Şunu baştan belirmeliyim ki; Tortum\'u seven, Tortumluyu seven Tortum\'da oturmuyor. Ben buna tam ve tereddütsüz inandım. Tortum\'da oturan ve Tortum\'a sahip çıkmaya çalışan insanların bilaistisna (tamamı) Tortum\'un ve Tortumlunun sırtından kişisel üst çıkarlarını temin eden ve etmeye çelışan kişilerin barınağı durumunda bir ilçe olmuş durumdadır. Bunun için Tortum\'u ve Tortumluyu çok ama çok çok sevmeme rağmen terk ediyorum dedemin mezarını, öptüğüm mezar taşlarını. Tortum\'un gerçek sahipleri var(!). Bu isimleri daha sonra açıklayacağım. Bundan emin olabilirsiniz. Bir kendime baktım, bir onlara ve yandaşlarına baktım. Kendimi onlar gibi göremedim. Göremem, görmeyeceğim. Onun için çok sevdiğim ili,mi, obamı terkedeceğim. Bu terkediş, asla küskünlükten, kırgınlıktan değildir. Kendime ve değerlerime layık olamayışımdandır; Tortum\'a layık bir evlat olamayışı düşüncemdendir. Yazacağım.... Yazacağım..... Yazacağım.... hep tortum\'u, hep Erzurum\'u, hep Türkiye\'yi ve Türk dünyasını, Türk-İslam dünyasını yazacağım. Ne zamana kadar? Tortumlu akıllanana kadar.... Tortumlu, taassubun etkisiden kurtarıp 21. yüzyıl insanı gibi düşününceye kadar.... Tortumlu, idarenin babadan oğula; sülaleden sülaleye; adamdan adama geçmeyeceği gerçeğini idrak edinceye kadar yazacağım. Hebirimizin illa ki Tortum\'da oturan ve söz sahibi olan birileri vardır. Umarım ve dilerim ki; sözleriniz onlara geçiyordur. Veeeee.... Umarım ki etki etmeye çalışırsınız. Tortum için, Tortumlu için.... Saygıdeğer dostlar, şu an yazmaya devam edersem sanırım çizmeyi aşacağım. Çizmeyi aşmak haddime değildir. gerçekçi bakış açısından uzaklaşmanıza vesile olabilirim. Bu vesileyle hissi davranmanıza vesile olmak istemiyorum. Hangi ideolijinin, hangi siyasetin mensubu olursanız olun; lütfen, ama lütfen gerçekçi düşünün ve Tortum\'u düşünün, Tortumluyu düşünün. Yeter diyelim..... Neye yeter diyelim? Tortum\'un, Tortumlunun aleyhine işleyen zamana, bu zamanı işleten ellere dur diyelim.... Bu zamanın işleyişindeki dişlilerin herbirini kıralım, dişlileri yok edelim demokratik ortam içinde. kavgasız, gürültüsüz. Sevgi, saygı ve selamlarımla muhabbetlerimi sunuyorum. NOT: Bütün okuyuculardan sitirham olarak istiyorum. Eleştirilerini lütfen doğrudan iletmenizi istiyorum. YORGUNUM Uçurumların elinden tuttum Fuzuli’nin sarhoş sularında kayalara çarpar başım. Kayan yıldızlarda sevdalarım Âminlerde, keşkelerde dilim Aynaların yalancı yüzlerinde saçlarım bir bir ak Ve yüzümde kırışıklar, Gözlerim menekşeler de morlaşmış, Ellerim titrek, bacaklarım takatsiz Yorgunum!... Neden yoruldum? Yol yorgunu muyum, aşk yorgunu mu? Kahpe diyorlar dünyaya Bilemem kahpe dünya mı, dünyanın kahpeleri mi var? Neden kapanmak bilmez fahişe gözlerim? Savaştayım onlarla Neden, neden görürken her şeyi Kapanır hakikatle yüzleşirken? Başa çıkamam Yorgunum!... Biliyorum faniyim, Bazen korku, bazen özlemle yaklaşıyorum kaçınılmaza Bazen düşünmek bile istemiyorum Çünkü yakıştıramıyorum, Kıyamıyorum kendime. Soruyorum: Ne anladım ki yaşamaktan? Gerçi kim ne anlamış ki? Ama gene de bensiz, bedbin âşıksız Bir dünyaya yazık olur, Yazık olur bensiz. Bensiz yazık olur anacığıma, arkamda dağ babama. Yazık olur eşime, çocuklarıma, öğrencilerime. Bir yudum aşka hasret kızlara, Babayiğit delikanlılara yazık olur. Offff. Saçmalıyorum gene Kime, neden yazık olur? Düşünemiyorum, Yorgunum. Yorgunum sevdiklerim, Ellerim ayaklarım yorgun. Yorgun, kafam, kalbim ve tüm bedenim. Umutlarım, sevdalarım hep yorgun. Yazık olacak yorgunluklarıma Yazık olacak Galiba hiç kimseye değil, bana yazık olacak. Bahattin KIZILKAYA | | Çok değerli Tortum sevdalısı kardeşlerim, elimden geldiğince (Sizlere layık olmasa da ) bir şeyler karalamaya çalışıyorum. Haşa, bu benim yazar falan olduğumdan değil. Site yönetiminin takdiri, siz değerli kardeşlerimin teveccühü. Bimenizi istiyorum ki; bu güne kadar Hak bildiğim, doğru bildiğim her konuda ELİF gibi olmaya çalıştım. Yalpalamak, tökezlemek, ikiyüzlülük bilmedim. Rabbim kısmet ederse bilmemeye de çalışacağım. Kaleme aldığım konularda kendi dünyevi ve uhrevi inançlarımın tercümanı olmaya çalıştım. Amacım kimseyi kırmak veya üzmek değildir. Lakin dile getirdiğim doğrularımdan elbette birileri rahatsızlık duyacaktır. Kişiliğim, onların gönlü hoş olsun diye değerlerimden taviz vermemi şiddetle engellemektedir. Saygıdeğer kardeşim Rafet Bey\'e katılmamak mümkün değil. Kırıp dökmeden bir şeyleri ifade etmek gerek; ama keşke bu mümkün olsaydı. Olmuyor... Yapamıyorum.... beceriksizliğime verin... fakat inanıyorum ki; nabza göre şerbet vermek çok kolay bir iş değil, hele benim için asla..... Canip Bey kardeşim, alçı ve kireç fabrikalarının aslında bizim için ulaşmak istediğiimiz en mükemmel nimetler olduğunu hepimiz biliyoruz. Tabi benim köşemde yazdığım o cümlelerin bir eleştiri olduğunu da biliyorsunuz. Zira ben ben bu teklifi bir yerlere götürdüğümde aldığım cevap çok acıydı.\" Senin başka işin yok mu?\" Evet başka işlerim vardı. Öyle ya ben öğretmendim ve akıllı uslu öğretmenliğime devam etmeliydim. Burnumu bir yerlere sokarsam ..................... neyse boş verelim. Haddim olmayarak bir hatırlatmada bulunmak istiyorum arkadaşlar. benim yazılarımda (!) işaretini sıkça göreceksiniz. Bu işaretin anlamı: Alay etmek, işi tersinden söylemek ve eleştirmektir.Birçoğunuzun bildiğinden eminim ama hatırlatma olsun diye dile getirdim. (Bilgiçlik taslıyorum sanmayın) Sayın Yalçın Başkan merhaba. Sen buralara gelir miydin? Hocam diye hitapta bulunmuşsun. Ben bütün hocalarımıza hitap ettiğini biliyor ve öğretmen olarak yazılarımın devam edeceğini bildirmek istiyorum. Aslında bu aralar biraz zaman yetmezliği var. Sınavlar, meşgul olduğum diğer internet sayfalarında yazdığım yazı ve şiirler, kısmet olursa yakında Narman\'da bir konser hazırlığımız var ve bunlara ilaveten Allah kısmet ederse Mayıs ayı başında çıkmasını ümit ettiğimiz bir şiir kitabı hazırlığı var. İnşallah tümünü birlikte götürme fırsatı veriri Rabbim. Tabi sen biliyorsundur başka işlerim de var.... Cümlelerimi noktalarken herbirinizi sevgi, saygı ve en derin muhabbetlerimle kucaklıyor; Tortum için düşündüklerinizin en kısa sürede gerçekleşmesi dileklerimle Allah\'a emanet ediyorum sizleri. | YOLUM YARALI
Hoyrat rüzgârlarda koptum, kırıldım Yeşermeden solan dalım yaralı. Gonca diye kızgın lav’a sarıldım Güllerim yaralı, kolum yaralı.
Kölesi olmuşum sonsuz hasretin Hüznüyle yaşarken felçli gurbetin Saplandım içine bir vahametin Vuslata gidecek yolum yaralı.
Kurtuluşum olur diye kederden Bir umut bekledim taze seherden Ondan da vurgunu yedim her yerden Sağım yaralıdır, solum yaralı
Aşk içinde aşka gönül vereli Çektim dünyalıktan ayağı eli Esiyor sazıma hep hazan yeli Mızrap, perde küskün, telim yaralı.
Yıkılmaz tek Kale’m kaldı inancım Türküm-Müslüman’ım budur kıvancım Sormayın halimi bitmiyor sancım Küfürle kesilmiş yolum yaralı
Bahattin Kızılkaya | TORTUM NEREYE GİDİYOR -2 Daha önceki yazımızda merkezden başlayarak köylerimize ve köylülerimize uzanacağımı belirtmiştim değerli okurlar. Tortum. Her yerin aksine geriye gitmektedir. Bir yerleşim biriminin gelişmişliği o yerin nüfusuyla doğru orantılıdır. 2000 nüfus sayımında 11.000 olarak gösterilen fakat sonradan yapılan düzenlemeyle sekiz binlere indirilmişti Tortum’un nüfusu. Son sayımda nüfusumuz 4-5 bin civarına düşmüştür. Doğurganlık oranını çok yüksek olmasa bile, Türkiye ortalamalarının üzerinde seyreden bir yerde nüfusun eksilmesi başlıca üç sebebe dayanır. Afet, savaş, göç. Allah’a çok şükür deprem gibi bir felaket yaşamadık. Savaşımız da olmadı. Peki ne kalıyor geriye? Göç…. Göç…. Göç…. Evet sadece göç. Neden ve nereye göç? Nedeni çok basit. İnsanımız karnını doyuracak parayı kazanabileceği yer nereyse oraya göç ediyor. “Vatan, doğduğun yer değil, doyduğun yerdir.” Sözünü ısrarla doğrulamak istercesine göç…. Ne yapacak gariban Tortumlum göç etmeyecek de? Elbette göç edecek. Tortum, etrafı para etmez dağlarla çevrili, yarım evlek gökyüzü olan bir yer. Taş yenmiyor. Hadi toprakla karın doysa neyse. Ama yiyerek de olsa karnımızı doyuracak o kadarı bile yok. İlçe merkezinde yaşayan halk memurdur. Memur olmayan esnaftır. Esnafı memur besler. Eskiden köylümüz iyi kötü hayvancılık yapardı. Koyunu keçisi olurdu. Bugün bir koyun 150 YTL değerinde. Vatandaş üç yıl bakacak, besleyecek 150 YTL karşılığında – şayet alıcı bulursa- satacak 50Kg’lık yem in çuvalı 32 YTL. Varın bu hesabın içinden çıkın. Köylü kazanamayınca esnafa katkısı olmayacaktır hatta yoktur. Alış verişini yapar; ama VERESİYE. Allah kerim. Allah ona, o esnafa. Memur, borçlu. Bankaya, esnafa, arkadaşına. Ali’nin külahı Veli’ye, Veli’nin külahı Osman’a. Ne zamana kadar? Allah bilir. Esnaf borçlu; toptancıya, bankaya, tefeciye. Allah yardım etsin. Ne zamana kadar devam eder bu? Bu gidişle ölene kadar böyle gider. Eeee… Bu böyle giderse Tortum nereye gider, Tortumlu nereye gider? Vallaha Tortum’un nereye gittiğini kestirmek kolay değil; ama Tortumlunun nereye gittiğini herkes biliyor. Gurbete gidiyor Tortumlu kardeşim, gurbete. Hem de memleket özlemiyle cayır cayır yanarak. Arkasında sevdiklerini ve sevenlerini bırakarak. Babasının -anasının, dedesinin-nenesinin mezarını Fatiha’sız bırakarak gurbete gidiyor. Bayramdan bayrama ziyaret edip öptüğü mezar taşlarını garip ve öksüz bırakarak gidiyor. Gidiyor, çünkü gitmek zorunda. Gitmek zorunda, çünkü çoluk çocuğunun karnını doyurmak zorunda. Çoluk çocuğunun karnını doyurmak zorunda, çünkü; inancı ve kültürü onu gerektiriyor onu emrediyor. Bizim kitabımızda muhannete muhtaç olmak yazmıyor. Traktör var, tarla yok. Ahır var, inek yok. Ağaç var, meyve yok. Meyve var pazar yok. İşgücü var, iş yok Adam var adam gibi, kıymetini bilen yok. Memleket var uğruna ölünesiye, sahip yok. Ne yapmalı Tortumlu. Başını hangi taşa vurmalı? Kazanmadığı paranın vergisini ödemekle mükellef olan Tortumlu, derdini kime anlatmalı? Seçimden seçime değer kazanan, seçimden sonra unutulan; kendi değeri 10x 30 cm ebadındaki kâğıt kadar olmayan Tortumlu ne yapmalı? İnsanca yaşamak onun hakkı değil mi? Diyarbakır’da yaşayan vatandaşlarımız elektrik parası ödemiyorlar. Tamam, ödemesinler. Devletin vatandaşa katkısı.Tortumlunun ekonomik durumu, Diyarbakır’da, Bitlis’te, Hakkari’de yaşayan vatandaşlarımızdan daha mı iyi? Elbette Tortumlunun, bu yörelerde yaşayan vatandaşlarımızdan farkı var ve mutlaka da olacaktır. Bizim memleketimizi ne Fransız, ne Amerikalı heyetler(!) ziyaret etmezler. Bizim önümüze milletvekillerimiz düşüp polisimizi, askerimiz taşlatamazlar. Vekillerimiz istese de biz yapmayız. Arazi, Allah vergisi, vermemiş Mevla’m. ( Zaten vermiş olsaydı şimdi Tortum’da mutlu azınlıklar yaşıyor olurdu ya zaten) Yatırım, devletin vatandaşa hizmeti. Almamışız, alamamışız, alamayacağız bu gidişle. Hizmet; güldürmeyin Allah aşkına. Tarih 21 mart 2008 Tortum Çok Programlı Lisesi’nde çalışan öğretmen alınıyor ve Oltu Anadolu Lisesi’ne veriliyor. El insaf. Öğretim yılının bitmesine iki ay kalmış. Varımız yoğumuz bir lisemiz var. Ne Anadolu lisemiz, ne fen lisemiz, ne sağlık meslek lisemiz, ne yüksek okulumuz var. Tabi canım Tortumlunun çocuğunun dersi boş geçse de olur, dışardan doldurulsa da. Ne de olsa Tortumlu. Tortum’un öğretmeni Oltu’ya gidiyor. Peki, Tortum nereye gidiyor? Nerde bu zavallı Tortumlunun büyükleri(!)? Nerde bir zamanlar umut kapısı olanlar Tortumluya? Beyler! Zaman yaklaşıyor. Hani şair diyor ya: “ Gitgide vaktimiz kalmıyor, çığlık çığlığa trenler.” Unutmayın menzile yaklaşıyoruz. Çanlar sizin için çalacak; ama bu sefer çalan çanlar, tehlike çanları olacak. Hatta çalmaya başladı bile. Tortumlu uyanıyor, haberiniz olsun. Tortum, benim olduğu kadar sizin de. Tortum, memleket hasretini internet sayfalarındaki birkaç satırla gidermeye çalışan kardeşlerimin olduğu kadar sizin de.(Galiba) Tortum, elden gidiyor. Uyan arkadaşım kültürümüz gidiyor, inancımız gidiyor,değerlerimiz gidiyor…. Gidiyor … gidiyor…. Gidiyor…. Çünkü insanımız gidiyor. İnsanımız gidiyor gitmesine de; şu suyu, hayat iksiri; havası, ölümsüzlük öpücüğü; toprağı şehit kanı ve cennet kokan evliya yatağı Tortumum da gidiyor. Bu gidişin nereye ve nasıl bir meçhule doğru olduğunu ben bilmiyorum. Keşke bilseydim. Hayatım pahasına da olsa o kötü gidişin önüne set olurdum Size soruyorum Tortum’u sahiplenen gerçek sahipleri(!) TORTUM NEREYE GİDİYOR ve SİZ NE YAPIYORSUNUZ? Doğrusu merak ediyorum. hem de çok. Hem de Tüm Tortum sevdalıları adına merak ediyorum. Saygı ve selamlarımla. | TORTUM NEREYE GİDİYOR Adana’da çalıştığım yıllarda çok hoşuma giden bir atasözü duymuştum. “Ekmeği ekmekçiye ver, bir ekmek de fazla ver.” İşi ehline vermek… Şu an Türkiye’nin tüm sıkıntısı yıllarca Ülke yönetmenin ne demek olduğunu çok iyi bilen, idarenin bu işin ehli olan idarecilere teslim edilmesinden(!) kaynaklanmaktadır. Aslında Türkiye’nin durumunu gözden geçirince yukarıdaki soruyu cevaplamak çok kolay olsa gerek. Bedene dert düşünce mekân sormaz. Memleketimizin genel durumunu herkes benden daha iyi biliyor aslında; ama iki hadiseyi hatırlatarak bu konuyu birazcık açmak istiyorum. 21 Mart Nevruz kutlamalarında(!) bazı şerihlerimiz adeta savaş alanına döndü. Medya, adını her zaman olduğu gibi PROVOKASYON koydu. Ben mi bilmiyorum diye bu sözcüğün anlamına bir daha baktım sözlüten. Aslı Fransızca olan bu sözcüğün anlamı aynen şöyle: Hedefi devlet, şahıs veya herhangi bir grup olan ve önceden tasarlanan tahrikçi teşebbüs, tahrike yol açan davranış, kışkırtma. Yani tüm eylemler,doğrudan doğruya Türkiye Cumhuriyetini yıkma teşebbüsü değil de yaşadıklarımız, kargaşa çıkarma amaçlı gösteri öyle mi? Eeee… tabi ne diyecekti bir Ermeni’nin etrafında kısa bir zamanda onbinlerce insanı toplayıp Ermeni çığırtkanlığı yapanlar? Başka ne beklememiz mümkün ki Yahudi uşaklığını şeref, Ermeni olmayı paye kabul eden satılmış zihniyetten? Provokasyon öyle mi? Kaç kişi anlıyor acaba bu sözcüğün gerçek anlamını? Hani bir söz vardır: Acemi nalbant, Kürt eşeği…. Yukarıdaki paragraf, Türkiye’nin siyasal durumunu gözler önüne sermek için binlerce örnekten sadece bir tanesi. Tortum konusuna geleceğim için bahsi derinleştirmek istemiyorum. İkinci bir örnek Türkiye’nin ekonomik yapısıyla ilgili olacak. Bu örnek çok ama çok dar bir alandan olacak. Tortum, Erzurum’un 52 Km uzağına 4-5 bin nüfuslu küçük bir ilçesi. Sobalı 2+1 evin aylık kirası iki yüz YTL. Kaloriferli bir dairenin kirası üç yüz YTL’den başlıyor. Yakıt giderlerini de koyunca üstüne 450-500 YTL. Peki maaş, maaş ne kadar? 800-900. 150 gram ermek 300 kuruş. Bir ekmek demiyorum dikkat edin. Bir lokma ekmek bunun adı. Türkiye enflasyon canavarını yendi.(!) Bravo………. “Türkiye üç kuşaktır tek haneli enflasyon rakamlarını görmemişti.” (Ulusa sesleniş konuşmasından) Peki Türkiye’nin durumu bu iken Erzurum’un durumu nasıl acaba?(Bu konuyu Erzurum’da oturan ağabeylerimiz zaten ele alıyorlar.) Ben Tortum’un durumuna değinmek istiyorum. Aslında neresinden başlayacağımı da bilmiyorum. Çünkü neresinden tutsan siyasete bulaşacak. Oysa ben asla değinmek istemiyorum politikaya. İsterseniz merkezden köylere ve köylülerimize doğru gidelim. Tortum, Erzurum’un en eski ilçelerinden birisi. Yanılmıyorsam 1927 olmalı ilçe olduğu yıl. O günden bu güne ne değişmiş Tortum’da? Çok şey canım, çok şey değişmiş ve hızla da değişiyor. Mesela 1960’lı, 1970’li yıllarda caddelerimiz(Zaten bir caddemiz var) kesme taştı. 1980’lerde karayollarının şehirlerarası yollara döktüğü asfaltla kaplandı caddemiz. 1990’lı yıllarda Erzurum Büyük Şehir Belediye Başkanı Sayın Mahmut UYKUSUZ’un katkılarıyla sıcak asfalt döküldü. 2000’li yıllar iyi geldi Tortum’a. Bir nostalji yaşadık ve 1970’li yıllara döndük. Caddelerimiz yeniden kesme taşla kaplandı. Gerçekten büyük bir değişim(!) değil mi? Belediyeye ait araçları satmak da üstümüze yoktur. Ya İstanbul’da hurdaya çıkan araçlara kendi değerinden fazla paralar ödeyerek araç kılığına sokmak da var mıdır üstümüze? Tortum, herkesin bildiği gibi Erzurum’un mesire alanı. Bunu bilen idarecilerimiz sağ olsunlar Tortum için güzel bir gelir kaynağı olan çay bahçeleri ve piknik alanları düzenlediler.(!) Hatta bir nevi turizm yatırımı sayılabilecek nitelikteki yatırımları teşvik etmek amacıyla özel teşebbüsü maddi ve manevi desteklediler(!) Talan edilmesini engelledikleri Fabrikanın bırakın makinelerini, demirlerine varıncaya kadar her şeyinin satılmasını engellediler ve hurdaya verdiler.(sanıyorum 750 YTL karşılığında satılan bu hurdalar alıcının vazgeçmesi sonucu pazarlık usulüyle çok yabancı(!) birine verildi.) Yakında iki ayrı fabrika açılacak(!). Alçı ve kireç fabrikaları(!). Allah hayırlı etsin. Ne denir ki bu yatırımcı(!) ruha? (Devam edeceğiz.) NOT: Bu metin konunun giriş bölümü niteliğindedir. Saygılarımla. 23.03.2008 | | Merhaba diyerek devam edelim dostlarım NEVRUZ konusuna ne dersiniz? Evet. 20 Mart akşamı bütün hazırlıklar bitmiş, heyecan ve sabırsızlıkla günün ilk ışıkları beklenir. Bu bekleme süresinde ocaklar yakılır, başlar etler pişirilmeye. Çadırlarda, sokaklarda, bahçelerde adeta bir panayır havası hâkimdir. Yaşlı dedeler baş köşeye kurulup otururken kopuz eşliğinde türküler yakan gençler, şiirleriyle ses katan şairler, oynayan genç kızlar ve delikanlılar tam bir coşku yaşamaktadır. Yakılan kocaman ateşlerin etrafında toplanan binlerce kişi bu coşkuyu bilinçli bir TÜRKLÜK ruhuyla yaşarlar.(Şehrin muhtelif yerlerinde yakılan bu ateşler, Ergenekon’dan çıkan atalarımızın demir dağı eritmek için yaktıkları ateşi temsil eder. Sabahın ilk ışıklarına kadar uyumaksızın sürer bu eğlenceler. Sabah olmuştur bu coşkulu tempoyla. Halk sabahın mahmurluğuyla dökülür çadırların(Otağların) bulunduğu merkeze. Düzenli ve kendine özgü disiplinle tüm çadırlar teker teker ziyaret edilir. Her girdiğiniz otağda mutlaka ikramla karşılaşırsınız. Yemek, kımız, çay, şeker…. Sonra diğer otağ, diğeri… diğeri…. Diğeri… Sonra otağ sahipleri ziyaret ve iadeyi ziyaretlerde bulunurlar. Karşılıklı yemek ve müzik ziyafeti çekilir.. Bu ziyaretler 21 ve 22 Mart günleri devam eder. Bir nevi bizim eski kurban bayramlarına benzetiyorum.(İslam’da kurban kesen kişi, kurbanını üç eşit parçaya böler.Bir bölümünü fakir fukaraya dağıtır, bir bölümünü ailesine ayırır; geriye kalan kısmını da ziyarete gelen konuklarına ikram etmek zorundadır. Tabi bu kural olarak böyledir. Biz, niyeti kurban, eti kavurma diye biliyoruz(!).) Az kalsın unutuyordum. Bu arada erkeli-kadınlı çok kalabalık gruplar cirit oynarlar. Gerçekten seyretmeye değer bir manzaradır bu. Kendinizi bir an Bilge Kağan’ın ordusunda veya Kürşad’ın ihtilal grubunda hissedersiniz. Nevruz kutlamalarına yukarıda da belirttiğimiz gibi farklı etnik kökene sahip halk katılmaz. Aslında bir dışlama değildir bu. Türk unsurunun dışında kalan topluluklar, aynı ülkenin vatandaşı olmalarına rağmen bu kutlamaları içlerine bir türlü sindiremezler.(Ben burada şu kanıya varıyorum: Stalin ve onun akıl hocası Yahudi İlminski, her ne kadar zulüm ve işkenceyle insanları asimile ederek MİLLİYETSİZ bir toplum oluşturmaya çalışmışlarsa da bunda tam başarılı olamamışlardır.) Türkler kutlama yaparken azınlıklar diyebileceğimiz ırklara mensup ülke vatandaşlarının bir kısmı o iki gün boyunca ya evlerinden çıkmazlar veya kutlamalara katılmadan uzaktan izlerler.(tabi bu genel anlamda) Evet sevgili dostlar, Orta Asya Türk topluluklarında nevruz kutlamaları böyle gerçekleştirilir. Burada değinmeden geçemeyeceğim bir üzüntüm var. Komünist rejimin erozyona uğrattığı toplum yapısı alkolü yaşamın vazgeçilmez bir parçası yapmıştır. Bu kutlamalarda alkol almamış insana rastlamak oldukça zordur. Sırf bu ihtiyaçlarını karşılamak için ticari anlamda kurulan çadırlar vardır. Üzülsem de bu dejenerasyona maalesef inkar edilmez bir gerçek. Bu olumsuzluğa rağmen kültürümüze sahip çıkmak anlamında NEVRUZ’U yaşatmalarını takdirle karşılıyorum. Türkiye ne yapıyor? Neden sahip çıkmıyor bu kutlu güne? Yazımın birinci bölümünde “değerlerinize sahip çıkmadığınız sürece birileri sahip çıkar” demiştim. Evet çıkar. Hem de öğle bir çıkar ki; Türk kimliğinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanı olduğu için canımızdan aziz bildiğimiz bayrağımızı ayaklarının altında çiğneyerek; askerimize, polisimize kurşun sıkarak sahip çıkar. Biz…..? Biz ne yaparız? Tedbir alırız. Devlet ve millet aleyhine atılan sloganları adeta kulaklarımızı tıkarcasına; duymazlıktan gelerek tedbir alırız… Bu tutumuzu alkışlamak gerek doğrusu(!). Ne diyelim? “ Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler.” İşimiz Allah’a kalmış doğrusu. Türk gibi, Türk’çe, Türk’ün olan nice Nevruzlara, sağlık ve milli birlik ruhuyla ulaşmak dileklerimle sevgi, saygı ve muhabbetlerimi sunuyorum. Bahattin Kızılkaya | DADAŞ VE BAR
Dadaşlar bir hoş olur davul zurna çalanda Damarda kanı oynar başbar mendil alanda Çeliktendir göğüsler, şahin gibi bakışlar Birleşince elleri sanki bir savaş başlar
Haydi dadaş coş dadaş, kaldır vakur başını Palandökenden seyret Tuna’nın akışını Tey, tey, tey naraların Dumlu’dan yankılansın Bırak şu deli gönlüm keskin naranla yansın
Gülle gibi vururken tokmağını davulcu Sanki burda alınır bir mezalimin hıncı Destanlaştı Barımız türkü oldu dillere Gelin artık dadaşlar su serpin gönüllere
Artık durma zurnacı çal şu Hançer barını Görüversin tüm dünya Dadaşlar diyarını Sevgimizi taç yaptık giyindik başımıza Can kurban, canan kurban barda dadaşımıza 15 Mart 2008/Tortum Bahattin Kızılkaya | | Saygıdeğer gönül dostları, Evimiz, ocağımız, sıcak barınağımız Tortumu Com sayfalarında sizlerle buluştuğum bu bu yazımda Tortum\'dan hepinize en sıcak duygularla MERHABA diyor, sevgi, saygı ve muhabbetlerimi sunuyorum. Beni sizlerle buluşturan Tortumlu Com yönetimi ve emeklerin katan herkese teşekkürlerimi sunuyorum. İnşallah, sizlerle sağlık, mutluluk ve sevgi konularıyla buluşacağız. Ancak Erzurum\'u, Pasinler\'i, İspir\'i, Tortum\'u, Oltu\'yu velhasıl tüm Erzurum ve ilçelerini de ele alıp irdeleyeceğiz. Bu ilk yazımda iletişimin ve Tortum Com’un toplum hayatındaki yerini vurgulamak istemiştim; fakat 21 Mart tarihinin gerek milli, gerek siyasi, gerek sosyal, gerekse tarihi önemi münasebetiyle NEVRUZ(Navruz) konusunu incelemeyi uygun gördüm. Önce nevruz sözcüğünü yapısı bakımından ele alalım. Nev, Farsça\'da yeni demektir. Ruz ise ışık, gün gibi anlamlar ifade eder. Bu birleşik sözcüğün dilimizdeki gerçek anlamı \"yeni ışık\", \"yeni gün\" dür. Ancak kazandığı anlam daha farklıdır. Anadolu coğrafyasında Nevruz, belli bir grubun sahiplenmeye çalıştığı ve sanki devlet aleyhine eylem düzenlemek için seçilmiş bir gün gibi değerlendirilmektedir. kanayan bir yaramız olmakla beraber konunun bu yönüne fazla değinmek istemiyorum.sadece şunu belirtmek istiyorum ki; kendi değerlerinize sahip çıkmadığınız sürece o değerleri başkaları sahiplenir ve diledikleri gibi kullanırlar. Benim asıl vurgulamak istediğim, Nevruz gerçeği ve Orta Asya\'da bugün nevruz kutlamaları. Aslında Nevruz çok ama çok özel bir gün ve Türk kimliğinin en büyük bayramıdır. Bazıları Bahar Bayramı diye niteleseler de alakası yok. Nevruz tam olarak Türklerin ERGENEKON’DAN çıkış günüdür. Bu gün, Türk Milletinin özgürlüğe kavuştuğu gündür. Bu gün, Türk\'ün tabiata hükmettiği gündür. Bu gün, Türk\'ü yüzyıllarca Ergenekon\'da yaşamaya mahkum eden Çin egemenliğine baş kaldırıldığı ve dedelerimizin öcünün alındığı gündür. Ne yazık ki biz bu kutlu güne sahip çıkma gibi düşünceyi aklımızdan bile geçirmemişiz yıllarca. Sonuç? Sonuç ortada işte. Kim suçlu? suçlu...... suçlu.... suçlu.... Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti\'nin dışındaki tüm Türk coğrafyalarında Nevruz en büyük bayramdır. 21-22 mart tarihleri adeta iple çekilir. Mart ayı geldi mi tatlı bir telaş başlar Orta Asya coğrafyasında. Kozmopolit toplum yapısına sahip her Türk Cumhuriyeti önce 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlamalarının hazırlıklarına başlarlar. Bu kutlamalara her türlü etnik kökenden insanlar katılır. Rus, Alman, Koreli, Arap, Acem, kazak, Özbek, Türkmen kim varsa. Sonra bir telaştır başlar Türk asıllı insanlarda. Kurumlar, şirketler, bireyler hepsi şehir merkezinin merkezinde kuracakları çadırların yerlerini ayarlamaya başlarlar. Hazırlıklar son sürat devam eder. Ta ki 20 Mart akşamı her iş bitmiş, sığırlar, koyunlar, atlar kesilmiş; o güne kadar kımızlar mayalanmış; ertesi gün et ve pilav kazanlarının kaynayacağı ocaklar hazırlanmıştır. Herkes, bayramlık alınan yeni elbiselerini giyebilmek için sabahı bekleyen çocukların heyecanıyla sabahı bekler. Sevgili dostlar isterseniz burada noktalayalım ne dersiniz. Tabi bu günlük. Yarın Nevruz kutlamalarının nasıl yapılacağını ele alalım. Çok uzun olursa sıkılırsınız. Sizi sıkmak istemiyorum. Saygılarımla. Bahattin Kızılkaya 20.03.2008 | KURBANIZ TORTUM’A
Dağda biter menekşemiz gülümüz Çiçek çiçek beyazımız alımız Kardeşliğe gider bizim yolumuz Kurbanız Tortum’a, biz Tortumluyuz
Serindir yaylamız, soğuk suyumuz Göktürk yurtlarından gelir soyumuz Kasabamız, mahallemiz, köyümüz Kurbanız Tortum’a, biz Tortumluyuz.
Düğünde, dernekte yenir CAĞ KEBAP Toplanır başına yar, yaren, ahbap Halleri olsa da ne kadar harap Kurbanız Tortum’a, biz Tortumluyuz.
Temizdir yüreği çabuk inanır Tatlı söze, güler yüze aldanır Beş yıldan beş yıla gözü boyanır Kurbanız Tortum’a biz Tortumluyuz.
Ayağı nasırlı, alnında teri Unutulmak sanki onun kaderi Bu hal bizim büyüklerin eseri Kurbanız Tortum’a biz Tortumluyuz
Eğilmez başımız biz guruluyuz Hesap sorulacak güne yolcuyuz Siz yolcuysaz bilin ki biz hancıyız Kurbanız Tortum’a biz Tortumluyuz.
Bahattin sözünü söyledi böyle Yalanım var ise gerçeği söyle Tam dokuz mahalle kırk yedi köyle Kurbanız Tortum’a, biz Tortumluyuz.
19.03.2008/Tortum Bahattin Kızılkaya
| | Değerli arkadaşlarım, bana sayfa açmışsınız. Gerçekten haberim yoktu. Siteyi gezerken tesadüfen karşılaştım. Çok teşekkür ediyorum. Bu aslında bir sürprizden öte bir jestti. beni mutlu ettiniz. Allah da sizleri mutlu etsin. Böyle bir jeste layık gördüğünüz için guru duydum. Elbette ki elimden geleni yapmaya çalışacağım. Keşke haberim olsaydı. Bu akşam gerek bizim için, gerek İslam alemi için, gerekse tüm dünya insanlığı için çok önemli bir gece. Bu vesileyle günün önemine dair bir şeyler yazmaya çalışırdım. Hepinizin bildiği gibi bu akşam Menlid kandili. İki cihan güneşi, sevgililer sevgilisi, merhametin, sadakatin, şefaatin, dürüstlüğün, güzelliğin insan üstü derecesinde vasıflarının verildiği peygamber-i Zişan Hazretleri Hz. Muhammet (S.A.V)\'in doğum günü. Bu mübarek günün hatırına Yüce Rabbimden tüm okurlarımın, Yüce Türk Milletinin, Türk-İslam aleminin akibetlerini hayreyler. Haçlı vahşeti altında inleyen din kardeşlerimizin ıstırapları sona erer inşalla CC. İnşallah siz değerli Tortum SEVDALISI kardeşlerime layık yazılar ve şiirler yazmak ve sizlerle paylaşmak nasip olur. Sağlık, selamet ve rahmetle kalınız. YOKLUK (Gözü sadece maddeyi görenlere) Serin serin bir yel eser derinden Bir varlık içine yokluk içinden Feryatlar duyulur can kederinden Bir varlık içinde yokluk içinden Islatır tenini yağmur tanesi Ne diyarı belli ne de hanesi Bin hikmettir damla, bir kar tanesi Dökülür boşlukta yokluk içinden Ne saati belli ne dakikası İnsandır varlığın en harikası Üç-beş günden sora tutulmaz yası Bir varlığa gider yokluk içinden Gerçek vatanımız Yaratan yurdu O yurdun sahibi seyredip durdu Yaratıp insanı, kuşu ve kurdu Gönderdi yokluğa varlık içinden Ene’l Hakk dedi ya Hallacı Mansur İşledi mi sanki gerçek bir kusur İsrafil gününde çaldığında SUR Gideriz VARLIK’a yokluk içinden Bahattin KIZLKAYA. | | NEDEN İSTANBUL İstanbul, dünya coğrafyasında ve tarihinde yerini hiçbir şehrin ve mekânın doldurama- mayacağı kutsal bir vatan. Bu vatan toprağı coğrafya olarak Asya ve Avrupa’yı nasıl birbirine bağlıyorsa, tarih olarak da geçmişle bugünü ve yarını birbirine bağlamaktadır. Avrupa’nın yayılmacı politikasının baş aktörleri İngilizler ve Fransızlar gözlerini hep Asya’ya dikmişlerdir. Asya’nın tarihi ve tabi zenginlikleri onları hep büyülemiştir. Bu gün Amerikanın da bu aç gözlü yanaşmalara eklenmesiyle dünyanın jandarması olma ruhu onların Ortadoğu ve Kafkaslara olan iştahlarını daha da kabartmıştır. Dün merhamet dilenen, bugün ise Türk’ü ve Müslüman’ı yok etme sevdasından başka bir düşüncesi olmayan tek dişliler; Kendilerinden başkasına yaşama hakkı tanımayan ikiyüzlü caniler, Türk’le tek başlarına başa çıkamayacaklarını anladıklarında ya güç birliğine gitmişler veya kalleşçe oyunlarına maşalar bularak emlerline ulaşmaya çalışmışlardır. Dün Çanakkale’de karşımıza çıkan bu birlik değil miydi? Haçlı seferlerini düzenleyenler onlar değil miydi? Tarihe bakın… Kalleşçe oynanan oyunları ta kapitülasyonlardan başlayarak uygulamaya koymuşlardır. Hangi hain senaryoya bakarsanız bakın, aktörleri, dublörleri ve yönetmenleri aynıdır. Aktörler hep sahne arkasında kalmış, sahnede dublörler görünmüştür. Dün Yunan, bu gün Barzani, dublörden başka nedirler? 1071 Malazgirt Meydan Savaşıyla kapılarını Türk’lere açan Anadolu, o günden bugüne Türk vatanıdır ve öyle kalacaktır. Anadolu’ya sahip olabilmenin yolu Boğazlara sahip olmaktan geçer. Fatih, karadan ne kadar zorlamışsa da İstanbul’u düşürememiştir. Zincirlerle korunun Haliç, Türk donanmasının karadan gelişiyle kucaklaşmıştır. Bu buluşma İstanbul’u düşürmüştür. Çanakkale Deniz Savaşları’nın ehemmiyeti de buradan kaynaklanmaktadır. Önce Boğazlara, sonra İstanbul’a sahip olma arzularının devamı ezeli düşmanımız Avrupalıya hep Anadolu’yu ve Kafkasları düşündürmüştür. Bugün Irak’ın, dün Afganistan’ın başına gelenler; Filistin’in, Lübnan’ın yaşadıkları Avrupalının Anadolu üzerinden Kafkaslara ulaşamamalarının bir sonucudur. Şer güçlerin gölge adamı İsrail, Amerika ve Avrupa’nın tüm kirli emellerini üzerinde yoğunlaştırdığı bir eniktir. Bu enik yapması gerekeni ağa babalarından aldığı talimatlar doğrultusunda icra eder. Çünkü haçlı zihniyeti Orta Asya ve Kafkaslara Anadolu üzerinden geçemeyince alternatif olarak iki seçenek kalıyor. Birisi Karadeniz’in kuzeyi, diğeri ise Orta Doğudur. Kuzeyde Rusya var; cesaret edemezler. O zaman tek çare Orta Doğu güzergâhı kalıyor. Yollarına devam etmekten ve insanlığa kan kusturma sevdalarından asla vazgeçmeyeceklerine göre Boğazlar korunmalı! Boğazlar korununca İstanbul, İstanbul korununca tüm Anadolu batıdan gelecek tüm tehlikelere karşı korunmuş olacaktır. Bir yandan yüreğimiz yanıp, üzülsek de nihayetinde diyoruz ki: Nereye vururlarsa vursunlar, nereye girerlerse girsinler onların Anadolu için kabarmış iştahları ve Türk’ü yok etme arzuları asla bitmeyecektir; hatta daha da artacaktır. Onlar dünyalara sahip olsalar bile İstanbul kirli gönüllerinde bir sevda olarak kalacaktır. Biz de şairin dediği gibi, “alsak da dünyaları vermeyeceğiz bu cennet vatanı” diyoruz. Anlıyoruz ki; onlar için İstanbul ve Anadolu bir vazgeçilmezdir. Peki ya bizim için; Onlar için vazgeçilmez olan bizim için asla vazgeçilmezdir. Çünkü omların vazgeçilmezi bizimdir. Biz bizim olandan asla vazgeçmeyiz. İkinci olarak İstanbul Türk dünyasının en büyük metropolü, kalbi ve mozaiğidir. Sanatımız, kültürümüz. Edebiyatımız her şeyimiz ondadır her şeyimizde o vardır. Türbelerimiz, yatırlarımız, şehitliklerimiz var onda. Nasıl vazgeçeriz bu mübarek değerlerden. Peygamberin övgüsüne mazhar olmuş hükümdar ve asker biziz. Hacı Bayram Veli’nin işaret ettiği Köse Akşemseddin ve Küçük Şehzade biziz. Akşemseddinin”İstanbul bugün düşecek.”müjdesini verdiği Fatih biziz. Çanakkale Savaşları’nın asıl sebebi de bu değil midir? Geçilmedi, geçilmeyecek Çanakkale!... (90. Yılında tüm şehitlerimiz rahmet ve tazimle yad ediyor, Yüce Rabbimden mekanlarını CENNET eylemsini niyaz ediyorum.) Ulubatlı Hasan’ın şanlı bayrağı dikerek şahadet şerbetini içtiği burç da biziz, bayrakta biziz, Ulubatlı Hasan da. Allah bizimledir. Toprağı vatan, şehit kanlarını bayrak sayan, Bayrak kadar aziz Türk Milletine gençlikten selam olsun. Bahattin KIZILKAYA | | | | |
|
 |
| Abdullah KIRMIZIASLAN Selamaleyküm; Canip Abi Babami buraya getirdik bir hafta hastahanede yatti. Suan evde;haftaya baska bir sehire gidecek orada konusma terapisi yapilacak. Ama Allah a sükürler olsun suan Camii ye gidip mukabale dinleyebiliyor. Kolunuda yavas yavas oynatabiliyor. Insaallah oda düzelecek. Unutma konusuna gelince nicin unutalim ki Ben her yerde bir hemserim akrabam varmi yokmu diye hep arastirmaya sormaya gayret göstermisimdir. Almanya ki köylülerimizle görüsmeye calisiyorum. mns le konusma suan biraz vakit sikintisi var ramazandan sonra suan cak fazla calisaiyorum. Tüm tanidiklara selamlar saygilar. Canip Kirmiziaslan, Ekrem Altuntas, Metin Güler,Erol Kirmiziaslan (Degerli Abim),Ve Diger genc kardeslerime kucak dolusu selamlar. Allah a emanet olun.... |
| Ekrem Altuntas TÜRK TÖRESI
Türk Töresi: Türk hukuku, Türk nizami demektir. Türk Töresinde her Türkün Toplum icindeki yeri, sirasi ve vazifeleri belirli kaidelerle tesbit edilmistir. Türk milletinin teskilatlanmasi, Türk devletinin ve ordularinin teskilatlanmasi hep bu töre esaslarina göre olmustur. Tarihte karsilastigimiz o büyük Türk medeniyeti, Türk töresinden, Türk zekasindan, Türk kabiliyetinden dogmustur.
Türk Töresi: Evvela Türk milletinin kuvvetine, büyüklügüne inanmak demektir.
Türk töresi yüksek vazife duygusu demektir. Türk töresi, devlet hizmetinde, insanlarin munasebetlerinde millete hizmet ve insanlara saygiyi esas alir. Türk töresi büyüye saygi, kücüge sefkat ve sevgi demektir. Türk milleti agirbasli, vakarli, ciddi, cok konusmayan, gerektigi zaman az ve öz konusan, sogukkanli olan, birden öfkelenmeyen, cesur, ahlakli, azimli, sözüne ve vazifesine sadiktir. Büyüyünün emrinden cikmamak, kücüge karsi sevgi, sevkat göstermek, onu itaat altinda bulundurmak, hakka riayet etmek Türk töresinin esas unsurlaridir. Türjkler bütün devletlerini bu töre ile kurmuslar, töreyi bozuncada yikilmislar. Töreli olalim, Töremize sahip olalim. Töreli yasiyanlara selam olsun. |
| ağaserli canip VE ALEYKÜMSELAM:Saygı değer amca oğlu
Abdullah bey:Bizdende sizlere selamlar olsun;sağ olasın,bizleri unutmamışsın;o güzel satırlarında bize de yer ayırmışsın.İnan çok memnun oldum.Haci amcamı merak ediyorum; durumu nasıl oldu inşallah eski sağlığına kavuşur.Amca oğlu msn nen bende var.Neden açmıyorsun?Açta görüşelim.Haci amcamla ablamla konuşalım.Neyse,benimde üç tane kırık dersim kaldı;kısmet olursa bu hafta sonu sınava gircem.Eğer bu üç dersi verebilirsem diplomayı alacam ,yoksa bir daha ki seneye kalcam;onunda biraz sitresi üzerimde.Aayrıca biliyorsunuz başka problemlerimiz devam etmekte.Hukuki yollardan gereğini yapmaya çalışıyorum.iki üç davamız var şu anda.ALLAH sonumuzu hayır etsin.Seni hasretle kucaklıyarak,gözlerinden öpüyorum.Haci amcamın ablamın elerinden öpüyorum.Herkese selamlar.ALLAH\'a emanet olun. |
| Ferhat Ne mutlu, sevgiyi kendine rehber yapıp yürüyenler.Yazıklar olsun,içindeki sevgiyi sezemeyip bütün bir ömürboyu kör ve sağır yaşayan talihsizlere.
BÜTÜN MÜSLÜMANLARIN RAMAZANI HAYIRLI OLSUN. |
| EROL KIRMIZIASLAN Ekrem abi evet ben istanbulda yaşıyorum hayat mücadelesi devam edip gidiyor. ekrem abi Metin Güler rahmetli mustafa çavuş un torunu Refet Güler de Metin Gülerin oğlu
Kardeşim Abdullah burada seni görmek ne güzel yazıların devamını bekleriz.
Tüm hemşehrilerimizin ramazanı şeriflerini tebrik eder herkese saygı ve selamlarımı iletirim. |
| |